Doktorca Haberin Adresi...
Kullanıcı avatarı
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde açıklamalarda bulundu.

Bakan Koca'nın açıklamaları:

Fakültemizde yaklaşık 1.600 öğrenci bulunuyor. YÖK kayıtlarına göre 109’u profesör olmak üzere 219 öğretim üyemiz var. Bu ikisi arasındaki oranın son derece iyi olduğunu düşünüyorum. İstanbul Tıp Fakültesinde 2.900 öğrenci varken toplam öğretim üyesi sayısı 480’dir. İki Tıp Fakültesi arasında öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı birbirine oldukça yakın.

Sözümün bu noktasında öğrencilerimizden haklı bir beklentimi dile getirmek isterim: Önümüzdeki TUS’larda derece yapmaya aday kaç kişiyiz?

Aydın Adnan Menderes Tıp Fakültesi mezunlarının TUS’taki başarı oranının şu ankinden daha yüksek olmasını, bu fakülteye derece kazandırılmasını bekliyorum. Soruların %80’inin çekirdek müfredattan çıkması, dershane ihtiyacının azalması sebebiyle, bunun çok kolaylaştığına inanıyorum.

Geçen yıl yapılan iki TUS sınavından ilkine giren mezunlarımızın dörtte biri, ikincisine girenlerin beşte biri ihtisas hakkı kazandı. Puan açısından sıralamada, 120 Tıp Fakültesi içinde 35. sıradaydık. Yerimiz daha yukarısı.

Sevgili dostlar,



Dün yapılan Bilim Kurulu Toplantısı ve maskeyi hayatımızdan neredeyse çıkaran kararlarla Pandemi gölgesini zihnimizden çıkardık.



Aydın, Covid-19 salgınıyla mücadelede başarılı illerimizdendi. Hekimlerimiz, hemşirelerimiz başta olmak üzere, Aydın cephemizin bütün kahramanlarına teşekkür etmek istiyorum. Covid-19 sebebiyle kaybettiğimiz Aydın Tabip Odası Başkanı Dr. Esat Ülkü’yü rahmetle anıyorum.



Fakültemizi ziyaret etmek ve camiamızın sorunlarını birlikte ele almak için buradayken, hatırlamaktan ve değinmekten kendimi alıkoyamayacağım bir olay var.

Geçen yıl Aralık ayında, Didim Devlet Hastanesi acil servis hekimi arkadaşımız Doğancan Bey, bir sarhoşun şiddetine uğramıştı. Tüm şiddet olayları gibi bunun da üzerinde kararlılıkla durmuş, başta serbest bırakılan şüphelinin tutukluluğu için gerekli bilgi ve delil desteğinin sağlanmasına önayak olmuştuk.



Şunu belirtmek isterim: Bakanlığımın, her şiddet olayı özelinde tek tek verdiği mücadele yeterince bilinmiyor. Türkiye’nin 81 ilinde, il sağlık müdürlerimin birer yardımcısı şiddet sorunlarına karşı görevlendirilmiştir. Şiddet davaları avukatlarımızca takip edilmektedir. Mağdur arkadaşlarımıza gerekli desteği vermeye çalışıyoruz. Değindiğim il esaslı yapı, bir bakan yardımcımın koordinasyonunda bana bağlıdır.

Şu diyeceğime, eminim ki sizler de dâhilsiniz: Sağlıkta şiddet olaylarının mevcut hukuki süreçleri yadırganmakta, bunlara anlam verilememektedir. Süreçlerin adalet duygumuzu tatmin etmediği çok doğrudur. Fakat bu değerlendirmelerde bilgi eksikliğine dayalı hata payları da var. Mevcut yasalar, olayların önemli bir kısmında, maalesef, yargı mensupları için tutukluluk istemini mümkün kılmıyor.

Biz isteriz ki, yasanın hükmü vicdanımızın verdiği hükümle aynı olsun. Aynı değilse, yasa suçun ciddiyetinin gerisinde kalmış ve eskimişse o zaman onu değiştirme iradesine ihtiyaç vardır. Arkadaşlar, irade ortaya konmuştur! Kürsüdeki yargı mensubunun önünde duran yasa, sayılı günler içinde değişmiş olacak.

Hâkim ve savcılara, verdikleri yıldırıcı kararlar sebebiyle teşekkürü çok görmemeliyiz.

Şiddete teşebbüsü azaltacak güçteki kararları mümkün olduğunca yaymalı, duyurmalıyız. Sosyal medya ve diğer kitle iletişim araçları bu amaçla etkili bir şekilde kullanılmalıdır.

Problemin ve şikâyetin kuşattığı ortamda çözümün parçası olmak kadar değerli bir şey yoktur. Sağlıkta şiddet suçlarının alelade, bedelsiz suçlar olduğu fikrinin yaygınlaşması aleyhimizedir.

Bu fikir, suçların artışına hizmet etmektedir.

Hukuki sonuçlar, bazı örneklerde adalet duygumuzu karşılıyor.

Denizli Pamukkale Tıp Fakültesi Hastanesinde 15 Ocakta yaşanan, iki asistan hekimi hedef alan şiddet olayının failine geçen ay verilen 8 yıl 5 ay hapis cezası, göz korkutucu olmasına rağmen camiada yeterince konu edilmemiştir.

Sağlıkta şiddet suçunu “Bir an kendimi kaybettim!” lafıyla açıklayacağını zannedenlere mevcut hukuki şartlarda da söylenecek bir şeyler var.

Maalesef medya için suç cazip, ceza ilgi çekici değil. Maalesef şiddet suçlarının ele alınış şekli suça teşvik edici.

Yasal düzenleme yürürlüğe girdiğinde sizlerden işbirliği talep ediyorum.

Umarım yeni suç işlenmez. İşlenirse, kasten yaralama suçunda tutuklama olacak. O tutuklamaları duymayan kalmamalı. O haberleri hepimiz paylaşmalıyız.

Arkadaşlar,

Sorunlarımızı karşılıklı ele almak, bilemediğimiz olumsuzluklar varsa onlarla da yerinde yüzleşmek ve sizleri çözüm iradesine ortak etmek amacıyla düzenlediğimiz Tıp Fakültesi buluşmalarında ele aldığımız bir dizi konu var.

Biraz önce sağlıkta şiddet olaylarından bahsettim. Şu şartlarda, şiddet suçlarının failleri arasında tutuklu yargılananların yüksek bir oran teşkil etmediği bir gerçektir. Adalet talebimiz var.

Esasında, şiddetten Malpraktis davalarına, düşük ücretten ağır ve uzun nöbetlere, bütün sorunlarımızın üstesinden gelecek gücün de ileri bir adalet olduğunu biliyoruz.

Emin olun: Abileri veya ablaları olacağınız genç hekimler aynı şartlardan geçmeyecek. Sizler ise belki sadece bunların endişesini yaşamış olacaksınız.

Talih bana bir operasyon adamı olma rolünü biçti. Sözün eylem halini tercih ederim. Anlaşılmayan, anlatılmayan şeyler varsa, konuşmak da bir görevdir.

Bugün sizlerin açacağı konuları ayrıntılarıyla ele almak niyetindeyim. Çalışanlarımızın yaşadığı türden devasa sorunların ancak geniş katılımlı istişarelerle çözülebileceğine inanıyorum.

Temel sorunlarımız 5 başlık altında toplanıyor: Mesleğin saygınlık kaybı, şiddet, Malpraktis; ücret başta olmak üzere özlük hakları ve çalışma ortamı kaynaklı olumsuzluklar. Soruların önünü açmak, atılan adımları anlatmak için bunları kısa kısa ele alalım:

Mesleğimizdeki saygınlık kaybında tüm sorunların bir hülasasını görebiliyoruz. Fakat başka noktalar da var. Hekim, yasanın korumasına özel ihtiyaç duymadığı dönemde bugünkünden daha saygındı. Bugün, örneğin şiddet problemi hem saygınlığı azaltıyor hem de mesleğin saygınlığı azaldıkça şiddet bundan cesaret alıyor.

Saygınlık üzerinde etkili faktörler konusundaki görüşlerinizi almayı çok isterim. Hekimde tecessüm eden fakat yakın dönemde geri plana itilen “otorite” özelliğinin güçlendirilmesi bence ilk akla gelen konulardan olmalı. Bu düşünce size soyut gelmesin. Doktor odasının düzenlenişinde bu, gözetilmesi, amaçlanması gereken bir etkidir. Zor bir konudan örnek verdim ama çözümler fikirlerle başlar.

Saygınlık konusunda düşüncemin özü ise, onu geri alabileceğimize olan kesin inancımdır.

Sağlıkta şiddet konusuna dönelim.

Şiddet suçlarına karşı büyük bir adım atıldı. TBMM Adalet Komisyonundan bir düzenleme geçti. Ama birçok arkadaşımız nazarında gece geçen gemiler gibiydi. Belki de biz yeterince anlatamadık. İzninizle anlatayım:

Kasten yaralama suçu Katalog Suçları kapsamına alınıyor. Bu ne demektir? Kasten yaralama suçu, ceza yargılaması bakımından artık çok daha ağır bir suç olacak. Suçun, Katalog Suçları kapsamına alınması, tutukluluk için yeterli sebep teşkil edecek.

Zihninizde canlansın diye örnek veriyorum: Sağlık çalışanını yaralama suçu; artık, kasten öldürme, işkence, intihara yönlendirme gibi çok ağır suçlarla aynı başlık altında toplanıyor.

Buna ek olarak; halk arasında “kravat indirimi” denen iyi hal indirimi kalkıyor. Suç, kamu hizmetinin engellendiği diğer şiddet suçlarından ayrılarak, ceza artırılıyor.

Malpraktisle ilgili gelişmeler, Türkiye’de tıp tarihine geçecek önemde gelişmelerdir. Çoğu arkadaşımızın bu konuda bilgisi olmadığını gittiğim yerlerde sorulan sorulardan anlıyorum.

TBMM Adalet Komisyonundan geçen, Malpraktis davalarıyla ilgili bu yasal düzenlemenin özü nedir?

Hekim, bir sağlık çalışanı, kasıtlı davranmadığı sürece, uyguladığı tedaviden doğacak problemler sebebiyle tazminat ödemeyecek. Malpraktis sorunu kökten çözülüyor. Söylenecek her doğru sözün özeti budur!

Bir diğer ve güncelliği sebebiyle çözümü acil bir sorun! Acil, çünkü markete gittiğinizde, kiranın veya taksitin günü geldiğinde ondan kaçamazsınız.

Bunun yeterince farkında olmadığımızı, konuya gereken önemi vermediğimizi, maaş sorununu arka plana attığımızı düşünen yanılıyor. Bu, halden anlamamak demektir. Ben halden anlarım. Çünkü yaşadım!

Bu ülkenin hekiminin, asistan hekiminin, uzman hekiminin, geçim kaygısı duymasına ne bir hekim ne de bakan olarak gönlüm razıdır. Sn. Cumhurbaşkanımız, maaş başta olmak üzere özlük haklarının iyileştirilmesi konusunda iradesini beyan etmiştir. Tüm konularda kararlılığını ortaya koymuştur.

Çalışma ortamı sorunları bağlamında yardımcı personel eksikliği öne çıkan başlıklardan. Çözüm için zamana ihtiyaç var.

Nöbet sorunu, üstesinden bütünüyle gelebileceğimiz bir sorun değil, çözümü zamana yayılacak. Fakat 36 saatlik nöbet insani olmaktan uzaktır! Çok ağır bir yük! Çabalarıma tanıksınız. Çalışma süresini en çok 24 saatle sınırlandırmak istiyoruz. Nöbetler için de hakkaniyetli ücret düzenlemesine gidilmesini amaçlıyoruz.

Daha önceki buluşmalarımızda da söyledim:

Ben bugün Sağlık Bakanıyım. Ama yaşadığım sürece meslektaşınızım. Size karşı ödevlerimi biliyorum. Buradan Ankara’ya, Bakanlık binasına yeni ödevlerle döneceğimden emin olun."