Perşembe , Eylül 19 2019
DrTus Köşe yazarlarımızın yazılarına buradan ulaşabilir, sizlerde burada köşe yazılarınızı paylaşabilirsiniz...
Kullanıcı avatarı
Malpraktis Davaları ve Soruşturmalar Işığında Hekimlik Mesleğinin Geleceği;

Her hekimin başına gelmiş ya da gelme ihtimali olan tıbbi uygulama hatası (= malpraktis davaları ya da soruşturmaları, hekimlerin mesleklerini yaparken aldıkları hazzı derinden etkilemektedir.
Söz konusu davalar, doktorluk mesleğini tercih etmiş olan meslektaşlarımızın, uzmanlık tercihlerini etkilemiş ve daha az hasta gören, daha az risk içeren bölümlere kaymalarına sebep olmuştur. Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS ) sonuçlarına bakıldığında; hem kazanç olarak geride kalmayan hem de daha az riskli olan Dermatoloji, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Biyokimya gibi branşlar sık tercih edilirken, ekonomik olarak çok kazançlı olmasa bile riski düşük olan Halk Sağlığı gibi branşların tercih edilme sıklığı yine benzer şekilde artmaktadır. Çok riskli bölümler olarak değerlendirebileceğimiz Cerrahi branşların TUS puanları giderek düşmekte ve bazı asistan kadroları boş bile kalabilmektedir. Bu konudaki en önemli sebepler arasında bu branşların karşılaştığı soruşturma ve tıbbi hatalı uygulama davaları yer almaktadır.

Türkiye’nin sağlıktaki geleceğini etkileyecek olan bu durum sürecek olursa, şu anda başarıları ile gündemde olan cerrahi operasyonları ya da transplantasyon yapacak ekipleri zor bulacağımıza kesin gözü ile bakabiliriz.

Yakın zamanda yapılması beklenen bir hukuk reformu süreci var ve bu süreçte hekimler olarak bizim de söz hakkımız olmalı. Hasta ve hasta sahiplerinin haklarını savunabileceği ancak hekimlerin mesleklerini yapma idealarını bozmayacak bir hukuki düzenlemeye ihtiyaç var. Bunun için:

Tüm bu olumsuzluklardan kurtulmak Pediatri Atölyesi önerileri:
1- Hekimler ile ilgili olarak, Türk Ceza Kanunundaki suçlar açısından, görevleri ile ilgili durumlarda kasten yapılmadıkça, Ceza Yargısı açısından yargılanmamalarını sağlayıcı maddeler konulmalıdır. Anayasa mahkemesinin 2018 yılında verdiği tavsiye niteliği taşıyan bir kararda; hekimler ile ilgili tıbbi hatalarda öncelikle tazminat davasının açılması ceza davasından uzak durulması önerildi. Bu karardan sonra bir düzenleme yapılarak, öncelikle milletvekillerinin yasama sürecindeki görevleri ile ilgili dokunulmazlığının olmasına benzer şekilde bir düzenleme ile ceza davası açılması önlenebilir. Bu durum tabi ki kasten olmayan ve çok ağır kusur olmayan durumlar için önerilmektedir (örneğin yetkisiz kişilerin, uygunsuz koşullarda tıbbi tedavi uygulayıp hastaya zarar vermesi vb durumlar).

2- Hekimleri çok fazla sıkıntıya sokan ve tüm ömrü boyunca kazandığını, elinde olmayan tek bir hata ile, kaybetme olasılığı ile karşı karşıya bırakan durum, tazminat davalarıdır. Her ne kadar 2010 yılında çıkartılan Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Mali Sorumluluk Sigortası varsa da, bu yetersiz kalmış ve tazminatları karşılayacak değerlerde yapılmamıştır. Hekimin branşının risk grubuna göre 200.000 ile 800.000 TL arasında tazminat ödeyen sigorta şirketleri, son yıllarda bu kolda zarar etmekte, hatta bazı şirketler hekimleri sigorta etmek dahi istememektedirler. Hazinenin bu konuda sigorta şirketleri ile iş birliği yaparak, yeni bir sigorta şirketi ya da fonu kurması, burada ödenecek tazminat tavan miktarını 4-5 kat artırarak 2.000 000 TL- 5.000 000 TL arasında yapması ve burada oluşan riski SGK, Sağlık Bakanlığı (Her türlü tıbbi hata ve komplikasyonda sağlık bakanlığının mutlaka sorumluluğu vardır. En azından eğitim, yeterlilik, denetleme ve ruhsatlandırma yetki ve sorumlulukları Sağlık Bakanlığında olduğu için her türlü yetersizlik ve hata da bu sorumluluğun karşılığı olmalıdır.), Hazine ve Reasürans Birlikleri paylaşması düşünülebilir.
Bir başka çözüm tazminat davalarına eskiden olduğu gibi makul bir üst sınır getirilmesi olabilir. Nitekim Dünyadaki tıbbi hata nedeniyle en fazla dava açılan ve en yüksek miktarların ödendiği ülke olan A.B.D.’de bile bazı eyaletlerde açılan tıbbi hasta davalarında üst limitler bulunmakta ve bu rakamların üzerinde dava açılamamaktadır.

3- Özellikle tıbbi hata davaları teknik davalar olması nedeniyle bilirkişi raporlarına göre sonuç verilmekte ve bu kurumda yeteri kadar personel ve alt yapı olmadığı için davalar çok uzamakta ve tartışmalı sonuçlara yol açmaktadır. Bu nedenle bu konuda İhtisas mahkemelerinin kurulması ve bağımsız “Tıbbi Standartlar ve Hata Değerlendirme Kurumu” adı altında bir kurum kurularak, bu kurumun tüm raporlarını yasal mevzuatlar içinde şeffaf bir şekilde yayınlaması sürecin objektif bir hal almasını sağlayacaktır.

4- Sağlık çalışanlarına yönelik sözlü ve fiziksel her türlü tehdit ve şiddetin en üst düzeyde caydırıcı şekilde cezalandırılması ve sağlık kurumlarında çalışanların güvenlikleri öncelikli olarak sağlanmalıdır.

Bu mahalde bir oluşum bir çaba söz konusudur. Pediatri Atölyesi bünyesinde birbirlerine destek olmak için bir araya gelmiş olan hocalarımız ve meslektaşlarımız, meslek örgütlerini ve dernekleri göreve çağırırken, biz de tanıdığımız içinde bulunduğumuz meslek örgütlerini bu konuda uyararak bu çalışmalara destek olmalıyız.
Önümüzdeki günlerde toplanacak olan TIP HUKUKU kongresinde söz konusu bu argümanlar tartışılacaktır.

Pediatri Atölyesinde’ki meslektaşlarımızın hazırladığı ve ulaşabildikleri tüm uzmanlık dernekleri ile Tabip odalarına ve TTB’ye gönderilmesi planlanan bu önerileri biz de üye olduğumuz ya da söz sahibi olduğumuz platformlarda dile getirebilmeliyiz.
# gönderen Drtus Reklam
13.10.2009