Perşembe , Kasım 14 2019
Sanat ve Edebiyat hakkında aradığınız her şey burada...

  • 1
  • 32
  • 33
  • 34
  • 35
  • 36
Kullanıcı avatarı
"Gözlerini sımsıkı kapattığında kıvrımlı ve yemyeşil ağaçlarla çevrili bir yolda ilerliyordu küçük kız. Suratındaki ifadeden pek bir şey hissetmiyor olduğu anlaşılıyordu. Ne çok mutlu ne de mutsuzdu. O yüzden bu kadar ifadesizdi yüzü. Yürüyordu. Nereye varacağını düşünmeden yürüyordu sadece. Az gitti uz gitti. Dereler tepeler aştı aynı hissizlikle. Ne vakittir yol aldığını bilmeden, öylece... Ve ilerlerken birden şaşkınlıkla kocaman açıldı kızın gözleri. Yol, devasa büyüklükteki rengarenk parmaklıklar ve kıvrımlı yeşil halatlı kocaman kırmızı bir kapıyla sonlanıyordu. Dev parmaklıkların hemen yanındaki begonvillerle bezeli duvarda ışıklarla donatılmış gösterişli bir tabela vardı. Yanıp sönen gökküşağı rengindeki harflerle 'Harikalar Diyarı' yazılmıştı tabelaya. Biraz tedirgin, çokça korkar bir halde kapıya yaklaştı kız. Kapı aralıktı. İçeri girsem mi diye düşündü önce. Ama sonra sadece hiç kıpırdamadan olduğu yerde kaldı uzunca bir süre. Neden sonra yavaşça ilerleyip aralık kapıdan içeriye başını uzattı. Gördükleri karşısında gözlerine inanamadı. İçerisi büyüleyici görünüyordu. Havada asılı duran sayısız balonları, irili ufaklı yaldızlı oyuncak tabelaları, etrafta mutlulukla koşuşturan kısacık devleri ve upuzun cüceleriyle kocaman bir düşler bahçesiydi burası. Bu uçsuz bucaksız gibi duran düşler bahçesinde gözüne ilk pamuk şekeri dağları çarpmıştı kızın. Hoşgeldin dercesine göz kırpıyorlardı sanki ona. Gördüğü manzara karşısında dayanamayıp bir adım daha attı. Bu adımıyla birlikte kapı arkasında kalmıştı ve artık içerideydi. Sahibini tanımadığı bu alımlı bahçede vakit geçirip geçirmeme konusunda tereddütlüydü ama içeri girse bile burada çok kalmayacaktı zaten. En azından şu pamuk şekeri dağlarına yakından bir gözatmaktan birşey olmaz diye düşündü. Son zamanlarda olmadığı kadar mutlu hissediyordu çünkü. Yüzündeki ifadesizlik yerini kocaman bir tebessüme bırakmıştı şimdi. Koşarak pamuk şekeri dağlarına tırmanıp bir o yana bir bu yana zıplaya zıplaya ilerledi ilkin. İnişli çıkışlı bu pamuk şekeri dağlarında oynamak çok eğlenceliydi. Her adımında yer, altından çekiliyormuş da ayakları yerden kesiliyormuş gibi bir his kaplıyordu içini. Gözlerini kapatarak bulutların üzerinde yürüdüğünü hayal etti bir süre. Tam artık gözlerini açıp bu kadar eğlence yeter diyerek dışarı çıkmaya karar vermişti ki ilerideki baştan aşağı sarı giyinmiş olan iki adam ve etraflarındaki kalabalık çekti dikkatini. Daha fazla burada kalmaması gerektiğini biliyordu ama bu sondu. Kalabalığa bir göz attıktan sonra gidecekti nasılsa. Bir süre daha burada kalmaktan birşey olmazdı. Vakit kaybetmemek için hızlıca kalabalığın yanına gitti. Sarı giyimli iki adamın önünde, kalabalığın ortasında, kocaman fokurdayarak kaynayan bir kazan vardı. Kazandan buharlaşan her kabarcık havaya yükselerek patladıkça içinden bir hayal çıkıyor ve yüksek sesle anlattığı hikayelerle insanları güldürüyordu. Kız da epeyce gülüp eğlendi hikayeci hayalleri izlerken. Artık saat bir hayli ilerlemişti. Hava kararmak üzereydi üstelik. Sahibini tam da tanımadığı bir bahçede bu kadar uzun süre kalmak olmazdı. Artık çıkmalıydı. Tam çıkışa doğru yönelmişti ki karşıdan hoplaya zıplaya kendine doğru koşan bir tavşan gördü. Gözleri parladı. Tavşanları çok severdi. Çıkmadan önce birazcık tavşanı sevse ne olurdu ki sanki? Ne de olsa bu kez sondu. Tamam tamam bu kez gerçekten son......" diyee diyee diyee tüm bahçeyi karış karış dolaşmış bizim küçük kız. O köşe senin bu köşe benim gezdikçe gezmiş. Zaman durmadan akıp gidiyormuş ama o hâlâ geziyormuş. Saatler birbirini kovaladıkça küçük kız farketmeden iyiden iyiye alışmış harikalar diyarına. İçerisini görmeden önce yabancısı olduğu bu bahçe adım adım dolaştıkça tanıdık görünmeye başlamış gözüne. Hem sıcacık ve sevimli bir bahçeymiş burası hem de sakinleri aynı kendisi gibiymiş. Doğallık ve çocuksuluğun yadırganmaması, herkesin olduğu gibi davranabilmesi bir numaralı kuralmış bu bahçede. O yüzden burayı çok sevmiş küçük kız ve çıkmak istemiyormuş artık.  Sahibini çok da tanımıyormuş üstelik. Ah zavallı küçük kız. Zamanında yabancısı olduğu bahçeye aslında hiç girmemesi gerektiğini o zamanlar bilmiyormuş daha... Bilmemek de mutluluktur ya bazen. O da yüzündeki tebessümle her şeyden habersiz mutlu mutlu geziyormuş hâlâ. Peki sonra ne mi olmuş?
"Yüzüne gözüne bulaştırdığı dondurması bir elinde, kanatlı balonu diğer elinde ilerlerken hava kararmıştı artık. Gökyüzünden sarkan kandiller uzun çubukların ucundaki ateşlerle bir bir yakıldıkça etraf aydınlandı yeniden. Kızın dudaklarındaki tebessüm artık tüm yüzüne yayılmıştı. Üzerindeki gerginlik de yerini rahatlığa bırakmışa benziyordu. Ilık bir meltem esiyordu. Hafif ve tatlı bir melodi kulağına çalınmaya başlamıştı şimdi de. Herşey çok güzeldi. Kendini olabildiğine mutlu hissediyordu... Yer birden hafif hafif sallanmaya başladığında önce ne olduğunu anlayamadı. Sarsıntı, şiddeti artarak devam etti sonra. Yer sallandıkça dengesini korumakta güçlük çekiyordu. Yüzünden tebessümü silindi önce. Dondurmasıyla balonunu düşürdü sonra. En sonunda da dengesini tamamen kaybedip yere kapaklandı. Başı dönüyor ve sanki bir boşlukta düşüyor düşüyor düşüyordu... Kalbinin şiddetli çırpınışıyla aniden gözlerini açtığında hikayenin başladığı yerde, evindeydi. Etrafı algılamakta güçlük çekti ilkin. Çevresindeki nesnelerin zihninde bir karşılığı yoktu sanki. Neler olduğunu soruyordu kendine. Ama bir cevap veremiyordu sorusuna. Artık harikalar diyarında olmadığını duvardaki saati seyrettikçe anladı. Saatin ardı sıra devam eden tik tak ları dünyayla bağ kurarak gerçekliğe dönmesini sağlamıştı yeniden. Gerçekliğe dönmüştü dönmesine ama iyi de istediği bu değildi ki onun. Harikalar diyarında olmak istiyordu yeniden. Zihninde dolanan tek düşünce buydu şimdi. Tik tak...gözlerini kapattı büyük bir umutla ama olmuyordu. Tik tak tik tak.....açıp tekrar tekrar sımsıkı kapasa da gözlerini nafileydi işte. Yeniden harikalar diyarına dönemiyordu bir türlü. Neler olduğunu anlayamıyordu. Gözlerini her kapatışında zincir vurularak dışarıdan kilitlenmiş yeşil halatlı kırmızı kapının önünde buluyordu kendini. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın kilidi bir türlü açamıyordu ama. Tik tak....yükselen seslerden içeride hâlâ mutlulukla vakit geçirenler olduğunu anlayınca şaşırdı. Durum daha da karmaşık bir hal almaya başlamıştı şimdi. Herkes içeride olduğu halde neden durduk yere kendisi kapıdışarı edilmişti ki sanki? Haksızlıktı bu. Ne içeriden dışarıya çıkabilmek ne de dışarıdan içeriye girebilmek mümkündü artık. Tanımadığı bahçe sahibi daha fazla orada kalmasını istememişti anlaşılan. Keşke içeri hiç girmeseydim diye düşündü. Bir daha giremeyeceği bir bahçedeki anılarını taşımak zorunda kalmamış olacaktı girmemiş olsaydı eğer. Şimdi o pamuk şekeri tarlalarını, o fokurdayan kazanları, hikayeci hayalleri zihninden silebilmek nasıl mümkün olacaktı? Ne demeye her köşesini karış karış gezmişti ki sanki bahçenin? Şöyle bir kıyısından bakıp çıkıverseydi ya keşke. İşte merakı başına bela oluyordu yine! Bunları düşününce büyük bir pişmanlık duydu yeniden. Ama artık pişman olmak için çok geçti. Durumu kabullendi sonunda ve kilidi zorlamaktan vazgeçip öylece olduğu yere çöktü. Sinirle kollarını önünde bağlayıp oturdu. Mutsuz mutsuz homurdandı. 'Çok da umrumdaydı sanki açmazlarsa açmasınlar!' diyerek kendini kandırdı. Yol burada bitiyordu. İçeri de giremiyordu. Peki şimdi ne yapacaktı? Dalgın dalgın etrafa bakınırken daha önce fark etmediği, kıvrılarak ormanın derinliklerinde kaybolan patikayı gördü. Bir süre sessizce düşündü. Hışımla kalkarken çoktan kararını vermişti. Kendinden emin adımlarla patikaya doğru yürüdü. Ömrünün sonuna kadar orada öylece oturamazdı. En iyi bildiği şeyi yapacak ve yoluna kaldığı yerden devam edecek yürüyecek, yürüyecekti. İki yanı ağaçlarla çevrili dar patikada ilerledi, ilerledi. Ve son bir kez dönüp bu ihtişamlı yapıya uzun uzun baktı. Sonra da yolun kıvrılarak dağların arkasına döndüğü noktada gözden kayboldu... Tik tak tik tak!....Göğsü hızlı hızlı inip kalkarken son kez gözlerini açtı küçük kız. Bir daha da kapatmayacaktı artık. Gözlerinden akan bir damla yaş yanaklarına süzülüyordu şimdi...
  • 1
  • 32
  • 33
  • 34
  • 35
  • 36