Perşembe , Ekim 24 2019
1. 2. ve 3. sinif ogrencilerine ozel...
Çapa tıp fakültesinde okuyan bir arkadaştan:

Dersler
1.teorikler

Teorik derslerin başlamasıyla bir çok sorun da baş gösterdi. İlk ve en büyük sorun kalabalıktı. Biz yaklaşık 480 kişiydik ve bu kadar insanı alması için 14 mart amfisi gibi devasa bir yer gerekiyordu. 14 mart’ın fiziksek imkan(sızlık)larına ileride değineceğim inşallah. Kalabalığa dönmek gerekirse, en olumsuz etkisi çok büyük bir mekanda ders yapmak zorunda bırakması ve arkalarda oturanların aradaki mesafeden dolayı hocayla iletişiminin kopması. Arkada oturduğu zaman konsantrasyonu gerçekten çok zayıflıyor insanın. Teorik derslerde elbette mekan kadar öğretici unsuru da önemli. Hatta daha fazla. Öğretici olmak için doğmuş ve kesinlikle öğretici olmak için doğmamış olan insanlar vardır hayatta. Hangi eğitim kurumuna gidersen git bu profillerle mutlaka karşılaşırsın. Hoca dünyaca ünlü yayınlar yapan mükemmel bir hekim ve akademisyen olsa da ders anlatma becerisi zayıf olabilir. Ya da doğal karizması sayesinde herkesi derse kilitleyebilir. Kollagen proteini konusunda akrostij bile yazabilir. Bu doğuştan gelen özelliklere ek olarak geliştirilebilir şeyler de var elbette. O da topluluğa hitabet ve sunum hazırlama/yapma teknikleri gibi şeyler. Aramızda ciddi kuşak farkı olan hocalarımız bu yönde kendilerini geliştirmedikleri takdirde bizlerle iletişim sorunu yaşamaları kaçınılmaz.

2.pratikler

Uygulama derslerinde de kalabalık en büyük sorunlarımızdan biri. Uygulama gruplarımız var ve bir grup yaklaşık 55 kişi. Bu kadar kalabalığın sebep olduğu sıkıntılara bir de fiziki imkansızlıklar eklenince sorun iyice büyüyor. Tıbbi biyoloji lab.ında herkese bir mikroskop düşüyor ama mikroskoplardan bazılarını adını bile söyleyemeyeceğim kadar ilkel ve aynalı mikroskoplar. Hocamız bu mikroskoplardan utanç duyduğunu açıkça ifade etti. Üstelik bu mevcut olanları bile zar zor edinmişler. Laboratuarlar ekseriyetle pis ve bakımsız görünümlü. Mikroorganizma açısından pis olmayabilir. Mesele son derece eski takımlar ve iç mekan yüzünden temizlik hissi oluşmaması. Kıyafet askılıkları kopmuş vs. Laboratuar taburelerinin büyük çoğunluğu üzerinde uzun süre oturunca insanı yoruyor. Ama şikayet etmemek lazım. Tabure bulamadığımız uygulamalar da var. Uzun süre ayakta kalmak bu durumlarda ciddi bıkkınlık ve derse karşı dikkat kaybına yol açıyor. Şimdi diyebilirsiniz, siz doktor olacaksınız, zaten saatlerce ayakta kalmanız gerekecek. Ama o kadar basit değil. Bir örnek vermek gerekirse: Bir tiyatrocu iki saatlik bir oyunu hiç oturmadan oynayabilir ama seyirciler onu 2 saat boyunca ayakta seyredemezler. Aktif ve inaktif olma durumu ayakta kalmayı kolaylaştırır ya da zorlaştırır. Bu uzun ayakta kalma süreçleri yüzünden bir çok laboratuar çalışanında ileride varis hastalığı görülebiliyor. Biz Biyokimya uygulamalarında ekseriyetle ayakta durduk. Anatomi laboratuarlarında da tabure sayısı çok az. Mevcut tabureler de çürümeye yüz tutmuş tahtadan. Asistan hocamız geçenlerde bir öğrencinin taburenin kırılması üzerine yere düştüğünü söyledi. Anatomi pratik salonu gördüğüm en kötü pratik salonu zaten. Tıbbi biyoloji hocası gibi anatomi asistanı olan hoca da bu mekandan utandığını tüm sınıfa dile getirdi. Lab.ın bir lavabo ve lavabo aynaları var ki, anlatmaya dili varmaz insanın. Kadavraların yatırıldığı masalar mermerden yapılma. Süleymaniye camiinde sürekli akan su yüzünden çukurlaşmış mermer çeşme zeminlerini bilirsiniz. Kadavraların masalarının mermerleri de aynı o şekilde çökmüş ve aşınmış. Pratik için getirilen kemiklerin bazılarında aşınmalar yüzünden delikler ve eksikler var vs.
Kalabalığa geri dönersek, uygulamalarda bazen bu yüzden yapılan şeyi göremiyorsunuz. Bazen çok sıkışmak gerekiyor bu da belediye otobüsüne binmiş gibi insan mahremiyetine aykırı hallere sebep olabiliyor.

Tuhaf olan bir diğer şey ise, mikrobiyoloji laboratuarında (1.dönem) mikroskoplara konmuş ya da direk çıplak gözle görmek üzere yerleştirilmiş organizmaları 5 sn kadar gözlemleyip, ardından bunlardan (mayıs ayında) uygulama sınavında sorumlu olmamızdı.

ders notlarına ulaş(ama)ma

Bir kere doğru dürüst ders kitabı yok. Kitapların bir kısmı basılmadığı için hepimizin malumu olan K. Kırtasiyeden onları fotokopi şeklinde temin edebiliyorsunuz. Olanlar da inanılmaz kalitesiz. İngilizceden devşirme kelimelerle yazılmış, Türkçe mi İngilizce mi okuyoruz anlamıyoruz( turkilizce). Çoğu kitapta tercümeden kaynaklanan anormal cümle yapıları oluyor.

Bazı slaytların tam olarak hangi konu hakkında olduğu bile belli değil. Aynı slaytta konudan konuya atlandığı oluyor. Ve son derece acı bir şekilde profesörlerin sunduğu bazı slaytlarda o kadar düşük cümleler var ki ne demek istediklerini bile anlamıyoruz.

Bazı kitaplar inanılmaz iç karartıcı siyah beyaz ve şekilden yoksun ya da çok basit şekiller var.

[simage]http://img.donanimhaber.com/upfiles/209 ... 048898.png[/simage]

Kitaplarda çok ayrıntı olduğu için genellikle slayt ya da hoca notlarını tercih ediyoruz

Notların bir kısmı öğrenci sitesine hiç yüklenmiyor bile. K. kırtasiyede notlar için inanılmaz bir kuyruk ve izdiham oluyor. Mesela biz final zamanı 40dk ya yakın bekledik.

Bu kadar çok notun hepsini basılı olarak temin etmek ciddi bir kağıt israfına sebebiyet veriyor.


[simage]http://img.donanimhaber.com/upfiles/209 ... fc58a3.png[/simage]
Full resim notu
[simage]http://img.donanimhaber.com/upfiles/209 ... bf23f7.png[/simage]
Full yazı notu

Bazı hocalar ise telif hakkı gerekçesiyle notları vermiyorlar. Bu sıkıntılı durumlara öğrencilerin geliştirdiği bir alternatif olarak ders sırasında resimleri çekilip sonra k. Kırtasiyede bunların basılmasıyla oluşturulmuş not bile var(!)

İyi üniversitelerde(mesela yurtdışında) notlar hep online olarak ulaşılabilir durumdadır. Hatta pdf formatında edinilebilirler. Pdf formatında olmaması ders çalışırken kontrol etmek istediğimiz ama nerede olduğunu hatırlamadığımız konularda bizi çok zorluyor. Artık ilköğretimlere bile tablet pc imkanı sunulurken bizim hâlâ gidip kırtasiyeden sayfa başına 3.5 kr tan fotokopi alıyor olmamız acınası bir durum.

Kırtasiyeden not almanın tek sıkıntısı çalışma zorluğu da değil. Ekonomik olması için 1 sayfaya 6 slayt basılıyor ve bu yüzden bazı resim ve diagramlar fotokopide görünmüyor. Fatih Üniversitesi’ndeki öğrencilik deneyimimden biliyorum ki genellikle resimler ve videolar en önemli öğrenme aracıdır.

Slaytlardan bazıları tamamen yazıdan oluşuyor(hoca sürekli yazıyı okuyor) bazıları da tamamen resimden oluşuyor(bu durumda derse gelemeyen birinin ya da tek seferde anlamayan birinin çalışacak kaynağı kalmamış oluyor)

Notların hazırlanmasında göz ardı edilmiş önemli bir husus var ki o da şu: Bu sınıftaki öğrenciler 94-95li genelde. Bilgisayar çağında büyümüş, tasarım konusunda doğal bir duyarlılığa sahip böyle bir nesle inanılmaz kalitesiz ve tasarımları berbat slaytlar göstermek hiç mantıklı değil.

Resmen zemin ve yazının nerdeyse aynı renkte olmasından dolayı okumakta zorlandığımız slaytlar bile oldu.

Hiç görsellik olmasa da bazı hocaların notlarını düzenleyip vermeleri ise minnet sebebi. (anatomi, fizyoloji ve histolojide bunu yapan hocalarımız oldu.)


bilgilendirme(me) problemi

Bir İTFzedenin de dediği gibi:
“her şeyin daima belirsiz olması.”

Okula başladığımızdan beri en büyük sorunlarımızdan biri sürekli olarak eksik ya da yanlış bilgilendirilmekti. Son anda eklenen dersler ya da değişen amfi programları hepimizin alıştığı bir şey oldu artık. Defalarca eve ya da yurda döndükten sonra son anda eklenen bir dersten haberimiz oluyor ve derse giremiyorduk. Bazen normal ders programında yazmayan ama uygulama p rogramında yazan bir uygulamayı kaçırabilir, bazen ise yoklama olmadığını sandığınız bir derste boş yere yok yazılabilirdiniz. İTF’de tüm derslere katılabilmenin en büyük şartı sanırım aynı anda bir çok özelliği üzerinizde toplamanızdı. Bu özellikler; yarım saatte bir amfi programı, okulun duyuru sitesi ve sınıfın facebook grubunu kontrol etmek; sabah 8 akşam 5 arasında her ihtimale karşı okulda bulunmak ve size sürekli gelişmelerden haber verecek en az 5 arkadaş temin etmekti.

Lakin, modern ötesi modern çağda yaşadığımız için artık hayatımızda aklımızda tutmamız gereken çok fazla ayrıntı var. Bunca ayrıntının içerisinde evden çıkmadan ve okulda her ders arasında hem facebook grubunu hem internet sitesini hem de amfi programını kontrol etmek hiç kolay olmuyor. Akıllı telefonunuz ve her an internet bağlantınız olmadan okuyabilmeniz ise neredeyse imkansız.

Bilgilendirme sisteminin 1900lerden kalma, panoya asma ve oradan kontrol etme ya da bunun bir benzeri olarak internet sitesine koymak ve çift sütunlu sitede onca duyurunun ikonun arasından bulmalarını istemek şeklinde işleyen durumu ise içler acısı.

Halbuki tüm bunların yaşanmasını önlemek için okul öğrencilere kolaylıkla mail gönderebilir. Bu birkaç dakikalık bir işlem sadece. Bir mail grubu oluşturuyorsun ve siteye koyacağın duyuruyu ekstradan bir de ilgili mail grubuna gönderiyorsun. Hepsi bu. Bunu yapsalar öğrenci işlerindeki memurlar da gereksiz onca soruyla muhatap olmaktan kurtulurlar kanımca.

okul ve hastanenin fiziki imkansızlıkları

1.öğrenciler açısından

Okulla ilgili belki de en büyük sorunun fiziki imkansızlıklar ve estetik yoksunluğu olduğunu düşünüyorum. Kampüsün daha doğrusu adına kampus denmiş hastane bahçesinin çok karmaşık olduğunu söylemiştim. Üzerine bir de içindeki öğrenci miktarını kaldıramayan mekanlar eklenince bal kaymak oluyor durum. 14 mart amfisinin her iki katında da fuaye alanı tipi bir yer var fakat kimse buralarda oturmak için bir bank filan atmayı düşünmemiş. Mevcut banklar genellikle insanlara yetmiyor. Boş masa ya da bank bulmak neredeyse imkansız gibi. Hoş bulsanız bile o kadar pis oluyorlar ki oturmak konusunda tereddüt edebilirsiniz. Eskimiş masalara bir de öğrencilerin sağdan soldan sıkıştırdığı ve kimsenin temizlemediği çöpler eklenmiştir; kışın çoğunlukla ıslak, yazın ise hava güzel olduğu için artan canlı popülasyonu sebebiyle sinekli ya da organik kokuludur(çürümüş meyve/yemek gibi) bu oturma yerleri. Okulda önü alınamayan bir kedi popülasyonu var. Bu hayvanları kimse bu zamana kadar kısırlaştırmayı düşünmemiş mi çok merak ettim. Yavru kedilerin olması hayata çok renk katan bir şey kesinlikle. Fakat o sevimli yavrular büyüyecekler. Bunu unutmayın. Kantinde, yemekhanede, acil serviste gezen kedileri görmek çok normal. Temel bilimlerdeki masaj koltuğunda yatabilirler ya da bir saksının içine tuvaletlerini yapabilirler. Hatta ders esnasında amfiye bile girebilirler. Çoğunlukla sessiz olmalarına karşın bazen kendilerinden hoşlanmayan öğrencilerin gürültü yapmasına yol açabiliyorlar. Ya da direk kendileri miyavlayarak derse renk katan olaylara sebebiyet veriyorlar. Bir tanesinde hoca “amfiye fare girse daha mı iyiydi?” bile dedi.

Bir görüş alanında kaç kedi olabilir ki? (Eğer İTF’deysen çok.)


[simage]http://img.donanimhaber.com/upfiles/209 ... b3e4ca.png[/simage]

Okulun kapılarından duvarlarına kadar her yeri beni rencide edecek derecede kötü. Depo kapısı gibi tamamen metalden yapılma kirli kapılar. Kimi yerlerde boyasız duvarlar. Kapısı olmayan erkekler tuvaleti(aldığım istihbarata göre). Kızlar tuvaletine ise bir kıyafet/çanta askılığı takmayı bile düşünmemişler. Kapılarda kilit yok. Sadece 2 tanesi alaturka olduğu için 200 kadar olduğunu tahmin ettiğim 1.sınıf kız popülasyonunun bir kısmı ders aralarında tuvalet kuyruğuna giriyorlar. Ben 14mart’ın tuvaletleri kötü zannederken tüm okulda en iyi tuvaletin orası olduğunu öğrenerek karmaşık duygular yaşadım. Hayırlısı.

Amfilere gelince, az önce 14 mart bahsinde biraz değinmiştim. 14 mart, tasarımı 1990ları andıran bir amfi. Girişindeki pirinç harflerle yazılmış “14 MART AnFİSİ” ibaresi zaten içeride nasıl bir estetik göreceğinizi size fısıldıyor sanki. Amfideki koltuk ve sıralarda oturmak çok yorucu. Oturaklar yerden yüksek ve öne eğimli, ayak dayayacak yer olmadığından millet ayaklarını sıraların altındaki göze koyarak neredeyse görgüsüzce oturmak zorunda kalıyor. Yazarken oturak ve masa arasındaki mesafe çok uzak olduğu için zorlanıyorsunuz.

Bu kadar eleştirdim ama hakkını vermem gereken yönler de var, mesela slaytı görmek açısından çoğunlukla sorun yaşamıyorsunuz ve ses sistemi bir iki istisna dışında gayet iyi.

Diğer amfiler konusuna hiç girmeyeyim çünkü temel bilimler ve kütüphane binasında ders yaptığım amfilere kıyasla 14 mart açık arayla en iyiydi.

Kütüphane binası dedim ama o kütüphaneden doğru dürüst bir istifade edemedim şu ana kadar. Kütüphane diyorsam da kitaplık filan yok(girişteki camlı –öğrenci kitaplığı-nı saymazsanız)orası bir çalışma salonu sadece. Ve her zamanki gibi okul mevcuduna yetmiyor. Hangi yıldan kaldığını tam olarak bilemediğim lambalı ahşap masalar hınca hınç dolu. Sabah okula gelir gelmez eşya bırakırsan belki yer bulabilirsin. Öyle.

Son olarak kantin ve yemekhaneden söz etmek istiyorum. Kantin işlev olarak fena değil bence. Fakat tasarım konusunda durum oldukça vahim. Bir defa zemini lavabo zeminlerine kaplanan beyaz fayanslarla kaplı. Ama zemin duvarların yanında hiç kalır. Duvarlar zaten kendi başlarına çok süper olmamakla birlikte resmen asılan afiş ve ilanlar yüzünden idlal oluyorlar. İzin alınarak bile olsa bir kantine bu kadar fazla görüntü kirliliğine yol açacak afiş asılmamalı diye düşünüyorum. Afiş ve yapıştırmaların bir kısmı sonradan duvardan sökülmüyor çok kötü yapıştırıldığı için. Bu yüzden kalıntı bırakıyor. Nasıl bir psikolojiyle yapıştırıldılarsa, aynı organizasyon için, hiçbir simetri gözetilmeden onlarca afiş, aynı hizaya getirmeye bile gayret gösterilmeksizin asılabiliyor.

Yemekhanede artan yemeklerin ziyan olmaması ve okuldaki hayvan popülasyonunu beslemek için ayrılması çok güzel. Fakat herkesin gelip geçtiği yere(yemekhane giriş kapısının yanına) dökülen yemek artıkları orada tek kelimeyle iğrenç bir görüntü oluşturuyorlar.

Bütün bu fiziki imkan şikayetlerine cevap olarak okulun yeniden yapılandırıldığı veriliyor. Bir yıl geçti ama kampüste neredeyse hiçbir şey değişmedi. Yıkılan ve yeniden inşa edilemeyen binaları saymazsanız. Bu işlerin düzelmesi için beklersek biz mezun oluruz zaten de, bizim dışımızda kaç dönem daha mezun olur, tam bilemiyorum.

Sağlık hizmeti ve hastalar açısından: İTF’de hastalar ve hekimler açısından da büyük sorunlar var. Bu konuyu aynel yakîn gözlemleme fırsatım oldu. Teyzem bir kan hastalığından dolayı plazmaferez tedavisi almak zorunda kaldı. Bu tedavi çok az sağlık kuruluşunda verilebildiği için onu bizim okula getirdik. Boynuna dev bir katater takılmış, kan hastalığı dışında başka kronik hastalıkları da olan teyzem sabah erkenden geldiği hastanede tedaviye hazırlık sürecinde (örneğin serum alırken) sandalyede bekletiliyordu. Serum takıldıktan sonra serum torbası tuvaletlerde olması gereken manto/çanta askısı benzeri bir şeye takılıyordu. Bu durumun sebebi hastaneye çok talep olması ve herkesi yatıracak yer bulunmamasıydı. İdrar tahlili için kağıt/plastik bir bardak veriyorlar(kapaksız) ve bunun içine yapıyorsunuz. Sonra aynı kabı laboratuara götürene kadar bir kısmı taşıyan kişinin eline/koluna dökülüyor. Hasta yakınları için rahat oturup beklenebilecek cafeler yok. Bazı polikliniklerde doktorlar kadın hastalarını dahi başkalarının gözü önünde muayene ediyorlar.(tente olmadığı ve bir odayı 2 hekim paylaştığı için)


puanıyla rezil olmak isteyenlerin adresi: İTF

Okul başlamadan önce Cerrahpaşa’dan bir kızla konuşmuştum. O arkadaş bana Çapa’da mevcut olan ders geçme sisteminin komite benzeri bir şeyle değiştirileceğini söylemişti. Komite sistemiyle eğitim alan arkadaşlar genel olarak bu sistemden memnundular. Bu yüzden bu haber sevindiriciydi. Okul başladıktan sonra hocaların bize biraz muğlak olarak açıkladıkları ve adına “Entegre Sistem” verdikleri eğitim sisteminin komite gibi bir şey olduğunu sandık bu yüzden. 4’er hafta Tıbba Merhaba(TM, 4 kredi) ve Hayatın Evreleri(HE, 5 kredi) ile 10’ar hafta Tıbbi Bilimlere Giriş 1 ve 2 (TBG 1, TBG 2, 12şer kredi) dilimlerini alacaktık. TM ve HE dilimleri nispeten hafif derslerden ve konulardan oluşuyordu. Günde 4er saat ders vardı. TBG1 ve TBG2 dilimlerinde ise günde 2şer saat teorik ders vardı genellikle. Hesaba vurduğun zaman TBGlerin biraz daha fazla olmasına rağmen, neredeyse eşit sayıda ders saatleri oluyor HE ve TM dilimleri ile. Bu durum HE ve TM dilimlerinin lehine olsa da TBGlerin aleyhine oldu. Konular çok daha zor ve teknikti ayrıca kendi adıma konuşmak gerekirse günde sadece 2 saat yapılan ders, bir de yoklama zorunluluğu olmadığı için kolaylıkla uykuya ya da tembelliğe kurban verilebiliyordu. Biz 10 hafta kadar süren TBG 1de durumun ne kadar ciddi olduğunu son ana kadar filan anlayamadık. Hızlandırılmış, konsantre bir şekilde dersleri bitiriyorduk. Sırf tıbbi biyolojiden 35 civarı slayt işlemiştik. Durumun vehâmetini anladıktan sonra ise iş işten geçmişti. TBG1 sonuçları açıklandı ve sınıf tam manasıyla döküldü. 60 barajının altında 350 kişi olduğu söyleniyordu.(sınıf yaklaşık 480 kişi) Ben de bunlardan biriydim.

Sonra komik bir şekilde 35 günden fazla süren bir yarıyıl tatili yaptık.

Şubat’ın son haftası okul başladığında TBG2 için kendimi moda girmiş hissediyordum. Derslere devamın önemini anlamıştım ve gayretliydim kendimce. Fakat yine sabah geç kalmalarına ya da okuldaki bazı sıkıcı derslerden çıkmalara kurban edilen dersler oldu. Buna ek olarak dersi dinlesem bile bize not diye verilen ve içinde neredeyse hiçbir şey yazmayan bazı slaytlardan dolayı, kitaptan çalışmaya da vaktim olmayınca Histoloji dersinin neredeyse tamamını feda etmek zorunda kalmıştım. Yine de en kötü 70 alırım diye tahmin ettiğim sınavdan 62 alarak büyük bir hayal kırıklığı yaşadım.

TBG2’den sonra herkeste artık tehlike çanları çalmaya başlamıştı. Bunun birkaç sebebi vardı. Entegre sisteme göre 12+12=24 kredi olan TBG’lerimiz berbat gidiyordu. TBG2’de sınıf ortalaması sanırım 58 civarıydı. Artık herkes nereden kurtarsam kâr moduna girmiş, vizeleri çok düşük olanlar geçebilmek için finalden almaları gereken notu hesaplamaya ve uygulama çalışmalarına ağırlık vermeye başlamışlardı. Bir diğer ve asıl korkunç olan telaş sebebi ise bize TBG2’den sonra verdikleri 3 hafta(msı) finale çalışma zamanıydı. Buna haftamsı diyorum çünkü bu 3 haftada neredeyse finale çalışmak dışında her şeyi yaptık. Seçmeli derslerden ödevli olanların çoğu ödevlerini bu 3 hafta içinde teslim etmemizi istiyorlardı. Okulda Hayatın Evreleri adında 5 kredilik günde 4er saat dersi olan yeni bir dilim başlamıştı. Ve HE dilimine bizi düşündükleri için koymadıkları uygulama derslerinin yerini uygulama notu olarak geçmek üzere uygulama ödevleri almıştı. Bu kadar tantananın arasında bir de HE ödeviyle uğraştık. Normalde insana çok sevimli gelebilecek olan “yenidoğan reflexleri, süt emzirirken dikkat edilecek hususlar” gibi konuları olan ödevler(elbette bazıları daha bilimseldi) hazırlandı ve danışman hocalara gönderildi. Sonra da bu ödevlerin en çok beğenilenleri yoklama zorunluluğu olacak şekilde bütün öğrencilere sunuldu. Kendi adıma İTF’deki en “gıcık” tabir edebileceğim günlerdi. Finali yetiştirebilmek ve TBGler yüzünden düşen ortalamamı yükseltebilmek için HE teorik derslerine gelmiyordum ve sadece sınıfta oturup yoklama vermek için her gün öğle vakti okula gelmek zorunda olmak çıldırtıcıydı. Normalde yapılan sunumu dinlememeyi bir terbiyesizlik olarak görüyorum, ayrıca sunum konuları da ilginçti ama lütfen ya, zamanlama çok yanlıştı. Genellikle “ben bir arkadaşa bakıp çıkacaktım.” modunda olduğum için sınıfta hep en arkalarda oturuyordum ve yüksek olan amfide öndekilerin ne yaptığını çok rahat görebiliyordum. En önde sunum yapan arkadaş sadece hocalarla iletişim kurarken arkada bütün sınıf çıkmış sorulara, ders notlarına çalışıyor ya da birbiriyle muhabbet ediyordu. Bu yüzden iyice gürültü çıkıyor ve herkes daha çok konuşuyordu. Böylece sınavdan önceki son haftanın cumasına kadar her gün öğleden sonra HE uygulaması için imza attık. Tam bir kısır döngü ve öfke sebebiydi.

Bir sonraki hafta pazartesi gününe ders koymuşlardı. Ama sonra bu kadar da olmaz artık, demiş olacaklar ki o günkü dersi önceki günlere birer birer dağıttılar. Böylece Cumartesi-Pazar-Pazartesi olmak üzere 3 KOCA GÜN FİNAL TATİLİ yapmış olduk. Başka okullarla kıyaslamaya kalkacak olsaydım, 2 hafta ilâ 1 ay arasında değişebilen final tatilleri verdiklerini söyleyebilirdim. Fakat bunu yapmam şık olmaz. Okulun bize hediye ettiği o pazartesi gününün ertesinde, Salı günü, HE’den Dilim Sınavı olduk. Ertesi gün (Çarşamba) final, Perşembe Histoloji uygulama sınavı, Cuma günü ise geriye kalan tüm uygulamalardan teorik bilgi sınavına girdik. Finalde sorumlu olduğum toplam sayfa sayısının yazdığı kağıdı geçenlerde attım. Tekrar saymaya da üşeniyorum. O yüzden gayrı resmi rakamlar vereceğim. Finalde yaklaşık olarak 1500-2000 sayfa kadar bir nottan sorumlu olduğumuzu sanıyorum. Sayfa sayısı veremesem de resim verebilirim:

[simage]http://img.donanimhaber.com/upfiles/209 ... 709e10.png[/simage]
Son gece artık slaytların arasından körlemesine birkaç önemli görüneni seçip çıldırmış gibi onlara çalışıyordum.

Yine de bir iki ufak istisnayı saymazsak TBG1-HE-TM ve İletişim Becerileri dilim/derslerinin hepsinin notlarını en az bir kez, bazılarını birden fazla kez okumuştum. Vaktim kalmadığı ve sınavına daha 3 hafta önce çalıştığım için TBG2’ye sadece göz gezdirebildim.

Düşük notlarımız yüzünden “entegre sistem”i hazırlayan hocaların kapılarını aşındıran arkadaşlar bize onlardan “finalin yüzeysel olacağı” haberini getirmişlerdi. Fakat bize pek öyle gelmedi. 150 soruluk finale 120 dk süre verilmiş, 45er tane TBG 1-2, 20 TM, 20 HE, 10 iletişim1, 10 iletişim2 sorusu çıkmıştı. Soruların bir kısmı yüzeysellikten çok uzak olmakla birlikte bir de 5 yanlış bir doğruyu götürüyordu ayrıca her dilimden soruların en az %50sini yapamazsak bütünlemeye kalmamıza sebep olan baraj sistemi vardı. Bu baraj sisteminin benzeri bize dilim sınavlarında da ders üzerinden uygulanıyordu. Bir farkla ki, orada %50nin altına düştüğün her net için, normalde yaptığın netten eksiltme yapıyorlar. Örn. (50 olması gerekirken 48 yapmış, 50-48=2, 48-2=46 gibi)

Herkes finallerden dövülmüş gibi çıktı ama rahatlamaya fırsat yoktu. Hemen ertesi gün yapılacak olan Histoloji uygulamasına başlamamız gerekiyordu. Histo’yu da hallettikten sonra ise diğer uygulamalar vardı.

Artık O KADAR O KADAR O KADAR..bıkmıştım ki, uygulamalardan en fazla 60 alayım yeter diyordum. Notta filan gözüm yok. Yeter ki kalmayacağım kadar bir şey alayım ve BİTSİN ARTIK.

Son gece adam gibi uygulamalara bile çalışamadım, çalışamadık. Çok yorgunduk ve bütün senenin uygulamaları son ana kalmıştı, üstelik bazıları taa sene başında gördüğümüz şeylerden olunca durum iyice vahimleşti. Uygulama soruları bana kalırsa sahiden yüzeyseldi. Bu sayede zor olması halinde <35>60 olduğu halde dilimlerden birinden <60 notu olan bir çok kişinin bütünlemeye kalmasına sebep oldu. (MESELA BEN)

Bu durum hakkında yoruma ne hacet her şey ortada zaten.

Bu kadar olay da yetmedi, şahsıma ve benim durumumdaki birkaç arkadaşa özel, ama hissettirdiği duygular bakımından okulda sene başından beri maruz kaldığımız “şey”i çok iyi özetleyen bir durum da bugün meydana geldi. HE uygulama notları açıklandığında benim ve aynı grupta olduğum birkaç kızın notları açıklanmamıştı. Adımız listede yoktu, sıfır bile almamıştık. Önce dilim sorumlusu olan hocaya danıştım, o da “siz vaktinde teslim etmemişsinizdir o yüzden notunuz yoktur.” dedi. Fakat durum böyle değildi. Uygulama hocamız belli olduktan sonra grup arkadaşımız X hocamıza ulaşıp ödev hakkında bilgi aldı. Buna göre hoca bizden ödevleri en son 2 ya da 3? Mayısta vermiş olduğu e-mail adresine göndermemizi istedi. Ben ve uygulama notu verilmeyen diğer kızlar, hepimiz ödevi 2 mayısta göndermiştik. Hatta kızlardan birinin ismini göremediği için hocamız “filanca konulu ödevi yapan kişi ismini yazmayı unutmuş.” diye haber bile göndermişti. Bugün ise ödevlerin eline ulaşmadığını söylediğini öğrendik. Çapa yerleşkesinde değil de başka bir hastanede çalışan hocamıza telefonla ulaşıp durumumuzu anlattığımızda bize söylenen şey ise şu oldu: “….Zaten maille ödev gönderilmez, gelip bana elden teslim etmeniz gerekiyordu. Ben artık bu işlerden çok sıkıldım, gidin sorununuzu öğrenci işleriyle çözün.” (!) öğrenci işleri ise sorunu hocamızla çözmemizi söylüyor. Bütün gruptaki herkesin e-maille ödev gönderdiğini ve bunlardan birinin 100 puan aldığını söylememe gerek var mı? Ben ve kızlardan biri ödevden sıfır alsak bile geçiyorduk. Fakat diğer arkadaşımız sıfır aldığı takdirde ortalaması 59.2de kalıyordu. Ayrıca ille de kalma durumumuz olmasına gerek yok. Hiç kimse kimsenin hakkını gasp etmeye, 1 puanını bile kırmaya hak sahibi değil bu dünyada. Notun düşmesinden çok aşağılanma duygusu oluşturuyor bu durum. Bu kadar çaresiz olmak, neredeyse not dilenen biri konumuna düşmek, emeğinin önemsenmemesi, empati görmemek… Bu gördüğümüz muamelenin nasıl hissettirdiğini açıklayayım. Böcek gibi hissettiriyor. “siz aptalların biz hocalar ve yönetim karşısında hiçbir gücünüz yok. Siz ne hakkından bahsediyorsunuz?” duygusu veriyor insana.


Teorik ve pratik derslerin durumu + bunekalabalıkbunekalabalık

Birinci sınıfta teorik derslerin büyük çoğunluğunu bütün sınıf birlikte işliyorduk. Bu durum 14 mart amfisinde sanki tiyatro gösterisi izlemeye gelmişiz gibi bir havaya girmemize yol açıyordu. Temel bilim pratiklerinde ise daha ciddi sorunlarımız vardı. 55 kişiydik, çoğu zaman herkese yetecek kadar sandalye olmuyordu vs. bu konudaki nirvanaya ise anatomi pratiklerinde ulaştık maalesef. 70 kişiydik ve son zamanlar hariç 2 kadavrayla ders işledik çoğunlukla. 35 kişiye 1 kadavra düşmesi ortamın belediye otobüsü hâline gelmesine yol açıyordu. Hocayı duymak çok zor olduğu gibi bir de tıklım tıklım mahremiyet sorunu yaşıyorduk. Ayrıca 50bin TL değerinde olmasından dolayı, okulumuz pratikler için maket alamıyordu.(hâlâ alamıyor) İnsanî sebepler dolayısıyla maket yerine sürekli kadavra üzerinden pratik yapmanın çok zor olduğunu düşünüyorum.(bu benim görüşüm) o yüzden “çok param var nereye bağış yapsam?” diye düşünen yardımseverlere buradan çağrımdır: Lütfen İTF öğrencileri için anatomi maketi alın. Geleceğin hekimlerinin bu maketlere ihtiyaçları var.

İkinci sınıf sonrasında sınıfın teorik derslerde ikiye bölünmesi ve öğrencilerin bir kısmının derslere devam etmemesi dolayısıyla bu kalabalık sorunu bir nebze olsa çözülmüş gibi olsa da maalesef bu yeterli değil. 3.sınıfta öğretim üyesi pratiklerinde bazen bir hastanın başında 30 kişi kadar oluyorduk ve bu durumun hem hastanın duyguları hem öğrencilerin eğitimi açısından oluşturacağı sıkıntıları tahmin edersiniz. Arada bir vazovagal senkop(sıcak, kalabalık ve ayakta dikilmekten bayılma gibi bir şey) görülmesi pratiklerin bir rutini hâline geldi. Artık hepimiz senkopun geldiğini hissedip kendimizi güvenceye almayı bir şekilde öğrendik :D şaka bir yana kalabalık sorunu hem İTF’nin hem de bir çok tıp fakültesinin ciddi bir sorunu. Karar alıcılar hekim sayısının arttırılması gerektiğini düşündüklerinden kontenjanları arttırıyorlar fakat bu durum eğitim kalitesinde ciddi düşmeye yol açıyor. Kalabalık yüzünden 15-20 kişinin ayakta kaldığı teorik derslerimiz oldu defalarca. Lütfen fazla sayıda hekim kadar nitelikli hekime de ihtiyacımız olduğunu, öğrencilerin ve hastaların burada çektiği sıkıntıları karar alıcılar duysunlar artık.

Bütün bu sıkıntılara rağmen sanırım sınıflar ilerledikçe kalabalık da azalacak. 4.sınıfta teorik derslerde sanırım 125’er kişi olacağız ve pratiklerde de gittikçe daha küçük gruplarla çalışmaya başlıyoruz. Bu sorunlar hekimlik pratiğimizin artmasına paralel olarak azalıyor neyse ki.


kediler
Kedi meselesi hakkındaki eleştirimin temel sebebi şunlar ve hâlâ bu görüşlerimin arkasındayım:

1.okuldaki kedileri çoğu hastalıklı, bir çoğunun gözleri yaralar nedeniyle kör

2.kısırlaştırılmıyorlar. bu hayvanları öldürelim, atalım, beslemeyelim gibi canice bir şey söylemiyorum kesinlikle. Fakat her sene yeni bireylerin aralarına katılması dolayısıyla gitgide yaşam şartları daha da kötüleşiyor.

3.her yere girip çıkıyorlar, tuvaletlerden yemekhaneye, hastanenin içinden, amfilere ve kütüphaneye kadar. Bu okulda bağışıklık sistemi baskılanmış bir sürü insan tedavi görüyor(kanser, organ nakli vb.) böyle bir durum varken bu kadar fazla mikrop taşıyan çoğu hasta ve kör olan hayvanların serbestçe her yere girip çıkması büyük bir sağlık sorunu teşkil ediyor

4.yemek artıkları kedilerin yemesi için yol kenarına dökülüyor ve bu durum hem görsel olarak iğrenç, hem sineklerin üremesine sebep oluyor, hem de çimlere oturma konusunda bende büyük bir isteksizlik yapıyor. Tuvaletlerini toprağı kazarak da yapsalar sonuçta çok fazlalar ve her yere yapmış olabilirler.

Bir arkadaşımın çekmiş olduğu şu fotoğraf her şeyi anlatıyor zaten. Kışın kar yağdığı için zavallı hayvanlar susuz kalmış ve kütüphane tuvaletindeki maşrapadan bu şekilde su içiyormuş bir tanesi. Yorum size ait.

[simage]http://img.donanimhaber.com/upfiles/209 ... 15b37b.png[/simage]

Devlet son senelerde nedense çapaya desteğini kesmiş durumda. Bu sene Ankara tıp Çapanin önüne bile geçebilir. Ankara tıpta okuyan arkadaşlarım pek zor olmadiklarini söylüyorlar ve kesinlikle Ankara tipta sinif geçmek Çapada sınıf geçmekten kolay. Çapa tıp son zamanlarda sosyal medyaya haberlere konu oluyor artik okul iyice çekilmez oldu tepkimizi bir şekilde duyurmaya çalişiyoruz
http://onedio.com/haber/capa-tip-fakult ... ani-321943
Arkadaslarimla antidepresan kullanmaya basladik dersler,bu okul iyice çekilmez oldu artik.Tek hedefimiz sinifi geçmek oldu bu sene kalan bayagi arkadasimiz var Sosyal medyada sesimizi duyurmaya calisiyoruz elimizden gelen tek şey bu hocalar da iyice umursamaz oldu

Eğitim kalitemiz her geçen gün düşüyor. Gçenlerde okulumuzda bir uygulama oldu 6. Siniflarmizla araştırma yaptılar aşı yapmayı bilmiyorlar diye çapa tıp gazetelere çikti [X(]500 ü gecen sınıf mevcudu hasta gelse bile bize pay düşmüyor ki nereden hasta gelecek..
http://www.gazetevatan.com/capa-nin-6-n ... 420-yasam/
http://www.medikalakademi.com.tr/tip-og ... -yetersiz/

Tek amacimiz Çapada şartlarin düzelmesi bu şartlar bu kalabalık sınıf insani gerçekten boğuyor.
[simage]http://img.donanimhaber.com/upfiles/209 ... b10d5b.jpg[/simage]
# gönderen Drtus Reklam
13.10.2009
1 yıl önce haberim olsaydı, asla burada durmaz Almanya'ya giderdim tıp okumak için.
Yine de deneyeceğim.

Ben de cehennem,istanbul'da yaşıyorum.

Biz çılgınlar gibi çalıştık derece yaptık Türkiyede, şimdi eğitim alacağımız bina biz içindeyken çökünce nasıl dışarı çıkarız bunu düşünüyoruz, lanet olsun.
Mcqueen11 yazdı:1 yıl önce haberim olsaydı, asla burada durmaz Almanya'ya giderdim tıp okumak için.
Yine de deneyeceğim.

Ben de cehennem,istanbul'da yaşıyorum.

Biz çılgınlar gibi çalıştık derece yaptık Türkiyede, şimdi eğitim alacağımız bina biz içindeyken çökünce nasıl dışarı çıkarız bunu düşünüyoruz, lanet olsun.
Haddinizi bilin. İmamhatip lise ve ortaokulları sizden daha önemli. Ne zaman ki onların eksiği biter belki size sıra gelir.
Bu benim değil doktor da olan milyonların düşüncesi. Bazıları bu sitede bazı konularda bu ülkede bilim yapılmıyor diye ağlayıp durur ama eğitim sisteminin çökmesine karşı çıkmaz.
# gönderen Drtus Reklam
13.10.2009

 #3269231  gönderen overcome
 24.07.2015 - 22:57:29
Bu sorunların sadece Çapada olduğunu mu sanıyorsun?
Bazıları cebini doldururken, birilerinin cebi doldurulurken, altınlar sürekli ihracat ithalat sirkülasyonuna uğratılıp ayakkabı kutuları doldurulurken ve tüm bunlar olurken bırakın fakülteye yardımı- gelir kapılarına mühür basılırken bu ahmakça bu dangalakça yazı çok yersiz olmuş.
O evde zorla tutulan %50ler herşey gibi buraların da içine sıçtı

Eleştiri en doğal hak, buna saygı da duyarız. Ama sen o yersiz uzunca yazınla suçlulara zafer kazandırıyorsan ben seni de lanetliyorum.


Ayrıca konunun Cerrahpaşalı ve ilk tercihi Çapa olup da yerleşemeyen cici şu hanımefendiye ait olduğuna eminim.

Re:

 #3269238  gönderen drlckhrt
 24.07.2015 - 23:02:41
Bu yazı orjinalinin aralardan kesilerek alıntılanmış bir yazı, ne yazık ki sırf kötü olan tarafları alınmış olduğu için paylaşan kişi pek iyi niyetli durmuyor, orijinali bu linktedir:
https://sempatiksinirler.wordpress.com/ ... iligi-itf/
Ve sonrasında bu sene değişenlere dair bir Güncelleme Yazısı yazılmıştır:
https://sempatiksinirler.wordpress.com/ ... smeyenler/

Re:

 #3294628  gönderen yavuzgs
 24.08.2015 - 13:45:15
genel olarak ilk 2000 e girip tıp yazan tüm öğrencilere allah sabır versin.pişman olmamak için tusta da derece yapsınlar.