Perşembe , Ekim 17 2019
Biraz da felsefe diyorsanız....

Kullanıcı avatarı
vandecamp yazdı:
tustabib34 yazdı:
vandecamp yazdı:bu arada sherem değil cherem diye yazılıyormuş, düzelteyim.
Islamiyetin guzel yanlarindan biri bu bence.Aforoz ya da cherem tarzi bir cezalandirma sistemi yok.
evet tabi, mürtedin katlinin vacip olması dışında :D
http://www.fetva.net/goruntulu-fetvalar ... orlar.html

Burda Kuran-ı Kerim'de böyle bir ayet olmadığı fakat tüm mezheplerde buna cevaz verildiği belirtilmiş.İlginç bir nokta.
Kullanıcı avatarı
CRO-MAGNON

Cro-Magnon:yaklaşık 35.000 yıl önce yukarı Yontma Taş (üst, paleolitik) Çağı’nda, Batı Avrupa’da ortaya çıkan fiziksel yapısı çağdaş insana yakın bir homo sapiens (akıllı insan) türüdür.

İlk homo sapiens kalıntılarına, 1868′de Güney Fransa’da Vezere Vadisi’ndeki mağaralarda rastlandı; bulunan örnekler, bulunduğu mağara adıyla Cro-Magnon diye anıldı. La Chaise’ de gerçek Orinyonsiyen kültürle birlikte bulunan Cro-Magnon insanına ait ilk kalıntılar, bir çocuk, iki ergin kadın ve bir ergin erkekten oluşan bir aileye aittir. Cro-Magnon insanına ait kalıntılar çeşitlidir ve bunlara yalnız Güney Fransa’da değil, Peredmest ve Moravia gibi Avrupa’nın çeşitli yerlerinde de rastlandı, incelenen buluntulardan, Cro-Magnonların yiyeceklerini avcılık ve toplayıcılarla sağladıkları, ayrıca çeşitli araçlarla balık tuttukları, taşın yanı sıra kemik ve geyik boynuzundan yapılmış, özelleşmiş bazı araçları kullandıkları, ölüleri için gömme törenleri düzenledikleri saptandı. Bulunan kemik-iskelet kalıntılarının verilerine göre Cro-Magnonların boylarının 180 cm’ye kadar ulaştığı kafatası hacimlerinin ortalama 1.500 cm3 dolayında olduğu görüldü. Kafatasları oldukça dar ve uzun (dolikosefal), yüzleri kısa ve geniş, burunları ileriye doğru çıkıntılı, çene kemikleri, özellikle alt çene kemikleri incedir. Erkeklerin kaş kemerleri oldukça iridir
# gönderen Drtus Reklam
13.10.2009

 #2843103  gönderen bombast_k
 13.04.2014 - 23:15:47
Deizm

Deizm veya Yaradancılık, mantık ve doğal dünyaya dair gözlemlerin kaynağını oluşturduğu; dini bilgiye dolaysız biçimde sadece akıl yoluyla ulaşılabileceği ilkesini esas alan, bu sebeple vahiy ve esine dayalı tüm dinleri reddeden tek Tanrı inancıdır.

İnanışın tanımlanmasında kullanılan doğal din ya da doğal inanç kavramları, hiçbir aracı olmaksızın sadece akıl yoluyla kavranabilecek yalın bir Tanrı inancını belirtir.

Wikipedia
Kullanıcı avatarı

 #2843117  gönderen tustabib34
 13.04.2014 - 23:26:58
bombast_k yazdı:Deizm

Deizm veya Yaradancılık, mantık ve doğal dünyaya dair gözlemlerin kaynağını oluşturduğu; dini bilgiye dolaysız biçimde sadece akıl yoluyla ulaşılabileceği ilkesini esas alan, bu sebeple vahiy ve esine dayalı tüm dinleri reddeden tek Tanrı inancıdır.

İnanışın tanımlanmasında kullanılan doğal din ya da doğal inanç kavramları, hiçbir aracı olmaksızın sadece akıl yoluyla kavranabilecek yalın bir Tanrı inancını belirtir.

Wikipedia
guzel oldu bu :)

yarin da su teori,kanun vs. konularina değinmeyi dusunuyorum.hala kanunla teorinin ayriminin net olarak bilinmemesi beni uzuyor.yarin detaylica ve orneklerle bu konuya deginmeyi düşünüyorum.
Kullanıcı avatarı

Re:

 #2844450  gönderen tustabib34
 14.04.2014 - 21:46:19
KANUN/TEORİ(KURAM)

Kanun;
Bir bilimsel kanun, gözlem ve deneylerle iyi desteklenip kanıtlanmış MATEMATİKSEL prensiptir. Tipik olarak bilimsel kanunlar, MATEMATİKSEL formüllerle ifade edilirler.

Bilimsel kanun konsepti, bilimsel teori konseptiyle yakından ilişkilidir. Tipik olarak, kanunlar teorilere nazaran dünya hakkında DAHA KISITLI öngörülerde bulunurlar.

Fizik bilimi, Fizik Kanunları diye bilinen bilimsel kanunlar başta olmak üzere bir takım bilimsel kanunlar tanımlar. Ayrıca, biyoloji bilimide MENDEL GENETİĞİ i ve genetikteki HARDY-WEINBERG KURALI prensibi gibi bir takım bilimsel kanunlar tanımlar.

Ve genel kanının aksine, kanıtlanan TEORİ,KANUN olmaz. Kanunla teori arasında DOĞRUDAN,TAMAMLAYICI bir ilişki YOKTUR.

Teori(Kuram):

Bilimsel teori kavramı açıklanırken sıklıkla hipotez kavramı ile karşılaştırılır. Hipotez, bilimin ilgi alanındaki bir konunun anlaşılması için -başlangıç olarak- sınırlı sayıdaki kanıta,GEÇMİŞ BİLGİLERE veya GÖZLEMLERE dayanarak ileri sürülen, TEST EDİLEBİLİR bir tahmin veya açıklamadır.[4] Bir hipotez deneyler veya daha fazla gözlem yaparak desteklenebilir veya çürütülebilir.[3] Örneğin bir psikolog, öğrencilerin çalışma disiplini ve anksiyete düzeyi arasındaki ilişkiye dair bir çalışma yapmadan önce "düzenli çalışan öğrencilerin anksiyeteden daha az muzdarip olurlar," şeklinde bir hipotez ortaya atabilir.Çalışma sonuçları bu hipotezi destekleyebilir veya çürütebilir. Benzer bir şekilde, deterjanların etkinliği ile ilgili bir deneyden önce "deterjanların temizleme gücü arasında fark yoktur" hipotezi ortaya atılabilir. Eğer deneyler esnasında belirli bir leke sadece bazı deterjanlar tarafından temizlenebiliyorsa bu hipotez çürütülmüş olur.[3]

Teori doğal Dünya ile ilgili belirli bir alanda sağlam temellere oturtulmuş[5] prensipler ve açıklamalar bütünüdür. Teori bünyesinde farklı konularda defalarca 'test edilmiş'[3][6], desteklenmiş[3] ve 'geniş şekilde kabul görmüş'[3] hipotezleri barındırır. Bunun dışında olguları ve bilimsel yasaları barındırır.[5]

Teori açıklanırken olgu ve yasa kavramlarına da değinilmelidir. Bilimde olgu; gözlem, hesaplama ve(ya) deneylerle defalarca doğrulanmış ve bilinen tüm pratik amaçlar için doğruluğu kabul edilmiş[6] bir bilgidir. Örneğin kütlesel çekim farkı nedeniyle Dünya üzerinde 100 kg ağırlığında olan bir astronotun Mars üzerinde 38 kg olacağı[7] veya insan ile Bonobo şempanzelerinin DNA'larının %98,7 oranında aynı olduğu[8] bilgileri bilimsel olgulardır.

Bilimsel yasalar ise doğal Dünya'daki herhangi bir durumun belirli şartlar altında nasıl gerçekleşeceğini açıklarlar.[6] Örneğin Newton'un hareket yasalarının birincisine göre sabit hızla doğrusal hareket halindeki bir cisme etki eden bileşke kuvvet sıfır ise cisim aynı hızda doğrusal hareketine devam eder.[9] Mendel'in kalıtım yasalarının üçüncüsüne (baskınlık yasası) göre heterozigotlarda (bir baskın, bir çekinik alelli genlerde) genin sadece baskın aleli fenotipte gözlenir ve çekinik alel gizli kalır.[10]

Bilimsel bir teori; hipotezlerin, olguların ve yasaların anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde birleştirilmesinden meydana gelir.

Wiki
Kullanıcı avatarı

Re:

 #2848625  gönderen tustabib34
 17.04.2014 - 21:33:45
KAPİTALİZM(DÜNÜN VE GÜNÜN ANLAM VE ÖNEMİNE,ANLAYANA..)

Kapitalizm, özel mülkiyetin, üretim araçlarının büyük bölümüne sahip olduğu ve işlettiği; yatırım, gelir dağılımı, üretim, mal ve hizmet fiyatlarının arz ve talebin buluştuğu piyasa ekonomisi tarafından belirlendiği sosyal ve ekonomik sistemdir. Bu sistemde genellikle bireylerin ya da grupların oluşturduğu tüzel kişiliklerin ya da şirketlerin emek, yer, üretim aracı ve para (bkz: finans ve kredi) ticareti yapabilmeye hakkı vardır.

Kapitalist ekonomi pratiği Avrupa'da 16. ve 19. yüzyıllar arasında kurumsallaşmıştır, ama bazı niteliklerine İlk Çağ'da da rastlanabilir, Orta Çağ döneminde de tüccar kapitalizminin erken biçimleri ortaya çıkmıştır. Feodalizm sona erdiğinden beri kapitalizm Batı dünyasındaki egemen sistemdir, bütün dünyaya da İngiltere başta olmak üzere Avrupa'dan yayılmıştır.

Kapitalizm tanım özellikleri açısından iki farklı özelliktedir. Bunlardan birincisi, üretimin salt kar amacı güdümlenerek yapıldığı ve bu artı değerin de pazarda satıldığı büyük bir ekonomik sistemin adıdır. Diğer tanım ise kapitalizmin ücretliği emeğe dayalı bir ekonomik sistem, bir üretim tarzı olduğu vurgulanır.
Kullanıcı avatarı

Re:

 #2848721  gönderen Marla_Singer
 17.04.2014 - 23:13:12
tustabib34 yazdı:KAPİTALİZM(DÜNÜN VE GÜNÜN ANLAM VE ÖNEMİNE,ANLAYANA..)

Kapitalizm, özel mülkiyetin, üretim araçlarının büyük bölümüne sahip olduğu ve işlettiği; yatırım, gelir dağılımı, üretim, mal ve hizmet fiyatlarının arz ve talebin buluştuğu piyasa ekonomisi tarafından belirlendiği sosyal ve ekonomik sistemdir. Bu sistemde genellikle bireylerin ya da grupların oluşturduğu tüzel kişiliklerin ya da şirketlerin emek, yer, üretim aracı ve para (bkz: finans ve kredi) ticareti yapabilmeye hakkı vardır.

Kapitalist ekonomi pratiği Avrupa'da 16. ve 19. yüzyıllar arasında kurumsallaşmıştır, ama bazı niteliklerine İlk Çağ'da da rastlanabilir, Orta Çağ döneminde de tüccar kapitalizminin erken biçimleri ortaya çıkmıştır. Feodalizm sona erdiğinden beri kapitalizm Batı dünyasındaki egemen sistemdir, bütün dünyaya da İngiltere başta olmak üzere Avrupa'dan yayılmıştır.

Kapitalizm tanım özellikleri açısından iki farklı özelliktedir. Bunlardan birincisi, üretimin salt kar amacı güdümlenerek yapıldığı ve bu artı değerin de pazarda satıldığı büyük bir ekonomik sistemin adıdır. Diğer tanım ise kapitalizmin ücretliği emeğe dayalı bir ekonomik sistem, bir üretim tarzı olduğu vurgulanır.
Kapitalizm demişken güzel bir makale okumuştum paylaşmak istedim;

''İnsanlık tarihine baktığımız zaman toplumların gelişme çizgilerinde, her zaman ve her yerde ileriye doğru geliştiklerini görürüz. Bu bir tür deterministik çizgidir. (1) Sosyolojik olarak toplumdaki yapıların farklı yerlerde ve farklı zamanlarda benzer ilerlemeler kaydettiğini görürüz.

Her toplum diyalektik bir süreç içinde kendi içindeki çeşitli unsurların diyalektik etkileşimi sonucunda varacağı bir sonraki merdiven basamağına ulaşırken içinde ilerdeki basamaktaki yapıyı oluşturacak hücreleri de içerir. Diğer bir deyişle; her aşamadaki yapı, kendi antitezini de içinde taşıdığından bu antiteze doğru ilerler. Bir olay doğduğu anda ilerideki bir zaman dilimi içinde dönüşeceği olgunun (yapının) özünü yaratarak yeni bir niteliğe ulaşır; örneğin eğer toplum feodal ise kendi antitezi olan kapitalizme ulaşır.

Gerçekten de tarihi sürece baktığımız zaman feodal toplumlar kendi antitezleri olan kapitalist yapıya varırlar. Mesela İngiltere, Sanayi Devrimi ile feodalizmin antitezi olan kapitalizme sürüklenerek ulaşmıştır.

Feodal toplumlarda, feodalitenin kendi iç yapısını oluşturan iç dinamikler bireylerin barınma, yiyecek, giyecek ihtiyaçlarını karşılarken, toplum sanayileşmenin gerektirdiği, üretim araçlarının belli kişilerin elinde toplanmış olduğu bir sosyal yapıya ulaşırlar. Bu noktada toplum, üretim araçlarını ellerinde bulunduran kapitalistlerin isteklerini karşılamaya yönelik bir yapıya varmıştır.

Her bir toplumda üretim ilişkileri yani üretim “modu” bir üst yapıdaki mülkiyet ilişkilerini doğurur. Diğer bir deyişle, üretim ilişkileri kendisine paralel bir üst yapı oluşturur. Bu üst yapı ülkenin mülkiyet ilişkilerini tayin eder, ki buna hukuk yapısı da diyebiliriz. Bu birbirlerine bağımlı ve birbirlerini oluşturan üst ve alt yapıların üretim araçlarına azınlığın sahip olduğu ve üretimin geçimi için sadece ücrete tabii işçilerle yapıldığı sisteme kapitalizm denir. Alt yapıyı teşkil eden üretim modu ile ona paralel ve onunla uyumlu bir üst mülkiyet ilişkileri yapısı sistemin devam edebilmesi için zorunludur. Eğer üretim “modu”, sadece ücret alan işçi ile işçinin emeği karşılığında emeğini satın alan işverenin oluşturduğu bir sistem ise bu sistem bir kapitalist üretim biçimidir ve bu sistemin mülkiyet ilişkilerini de düzenleyen hukuk sisteminde işçi ve işveren hakları ve sorumlulukları bu alt yapıya paralel oluşturulur. Ama bu kısa dönemlik geçici bir tedbirdir ve yürümez çöker.

Karl Marx’a göre eğer bu alt ve üst yapı arasında bir dengesizlik var ise kapitalist sistem yaşantısına devam edemez. Yani hukuksal yapı kapitalistlerin sömürülerini devam ettirebilmelerine olanak sağlayacak yapıda olmalıdır. Bu sistemin, yani alt yapı ile üst yapının birbirine paralel gitmesi gerekmektedir.

Üretim ilişkilerine paralel olamayan bir üst mülkiyet ilişki yapısı sistemi sarsar. Bunun en güzel örneği ABD’de 1860 yıllarında doğan Kuzey – Güney iç savaşıdır. Güney Eyaletlerinde hüküm süren kölelik sistemi kendine has bir üst yapıya sahip idi. Kölelerin, büyük toprak sahiplerinin malikanelerindeki arazilerde ücret almadan, tüm ihtiyaclarının toprak sahibi tarafından karşılandığı bir sistemdi. Ama Kuzey Eyaletlerindeki sanayi (fabrika) üretiminde ücret sistemi esas idi. Kuzey Eyaletlerinin kendi üst yapılarında meri olan emek-ücret ilişkisine paralel hukuksal düzen, güney eyaletlerine kabul görmüyordu.

Ama Marx’a göre kapitalist sistemin başka bir nedenden çatırdaması kaçınılmazdır. Bu çatırtı seslerinin temel nedenlerini ilk olarak diyalektik bir yaklaşımla anlayıp bilimsel bir açıklama getirmeye çalışan Karl Marx olmuştur.

Karl Marx kapitalist sistemin toplumun işçi kesimini, yani insanları, cansız bir robot, bir mal haline getirdiğini söylemiş ve bunu “insanın insanı sömürmesi” olarak tanımlamıştır.
Marx “Ekonomik ve Felsefi Elyazmaları” adlı kitabında kapitalizmin sonucu olarak insanların kendilerine ve toplumlara yabancılaşması ile kendi bireysel varlıklarının da kendilerine yabancılaştırılmasına kapitalizmin sebep olduğunu göstermiştir.

Marx’ın bu kitabında güttüğü amaç, sadece insanın “meta” haline gelerek yabancılaşmasının salt nedenini göstermek değil aynı zamanda insanın temel varlığının ve yapısının devam edebilmesi yani tüm canlıların yaşamlarının temel koşulu olan “uygun olanın yaşama” koşulu (survival of fittest ) için gelişmesini sağlayan toplum yapısının nasıl olması gerekliliğine vurgu yapmasıdır. Darwin’in temel öğretisini kendine şiar alan Marx, insanın meta haline gelmesi koşullarının değiştirilmesi zaruretine vurgu yapmak istemişti.

Marx “el yazmalarında” anlattığı kapitalizmin, insanları insanlık dışı (inhuman) duruma nasıl getirdiğinin nedenlerini açıklamak üzere “Das Kapital” adlı eserini 1867 yılında yayınlamıştır.
Marx “Das Kapital”’de iki önemli noktayı vurgulamıştır; birincisi insanın insanı “meta” haline getiren nedenleri izah etmiş, ikincisi ise insanı kendine yabancılaştıran bu sistemin nasıl yıkılacağını açıklamıştır. Bu görüşünü daha önce Communist Manifesto da açıkca vurgulamıştır.

Marx’a göre kapitalizm, üretim artışını hızlandıran, sermaye birikiminin genişlediği ve dünyanın büyük gelişmeler elde etmesine olanak sağlayan bir sistemdir. Ancak bu kadar büyük faydaları olan kapitalist sistemin gelişmesi, içinde taşıdığı antitez dolayısı ile kapitalist sistemin çöküşünü sağlamakta ve bunu hızlandırmaktadır.

Kapitalist gelişmenin antitezinin özünde, toplumun yarattığı toplam değerden, bu değerin oluşmasına katkısı olan ücretli işçinin “ihtiyacı kadar” pay alamaması, hatta “katkısı oranında” bile pay alamamasıdır. Marx’a göre temel çözüm, her ferdin toplumun yarattığı değere karşılık “ihtiyacı oranında” pay almasının sağlanması olduğunu söyler.

Marx’a göre sistemdeki çatırtı kapitalist temelin çürük oluşundan ileri gelir; kapitalist sistem işçi sınıfına katkısının çok aşağısında ücret ödemektedir. Sermaye birikiminin yapılabilmesi için de ücretten başka hiçbir geliri olmayan işçi sınıfının sisteme olan katkısının sömürülmesi gereklidir.

Kapitalist kârını artırmak için, işçi ücretlerini azaltma yahut işçilerin sisteme maliyetini ortadan kaldırmak için makineleşme yollarını izler. Bu aşamaya gelindiğinde kapitalizmin ürettiği malların satılması zarureti iki problemle karşılaşır. Birinci problem kapitalistin ürettiği mala olan talep, işçinin aldığı ücret düştüğü için, işçi sınıfı aldığı ücretle kapitalistin ürettiği mallara bir talep olarak doğamaz. Toplumun büyük kesimini oluşturan işçilerin kapitalist sistemin ürünlerine talepte bulunmazsa üretilen mallar stok (glut) halinde kalır. Sürekli olarak üretmek zorunluluğunda olan kapitalizm artık varlığını sürdüremez. Bunu sürdürebilmesi için işçinin emeğinin karşılığını “katkısı oranı” nında vermek zorunda kalır ki bu kapitalistlerin kârını azaltır. Dolayısıyla ek yeni yatırım yapmasını engeller. Bu durum toplumda bir “buhran” oluşturur. Bu buhranlar dönemsel olarak devam eder ve her yeni dönem bir önceki buhrandan daha derine iner.

Günümüzde ortaya çıkan buhran 1929’daki buhrandan daha derindir. Çünkü kapitalizmin siyasal iktidara taşıdığı yönetimler bu noktada yanlış politikalarda ısrar etmektedirler. En önemli hata ise, devlet kaynaklarını yeni yatırımlara değil finans kuruluşlarına tahsis etmekte oluşlarıdır.
Buhranın ilk görüntüleri tespit edildiği zaman siyasal iktidar sahiplerinin önündeki alternatif şudur: Üretim yapan kapitalistlerin birleşmesi, monopolleşmesi sağlanabilir. Üretim miktarını düşürerek ürün satış fiyatlarının artırılması yoluyla monopolleşmeyi yapmak zorunda kalan kapitalistler bunun da yeterli olmadığını her an görmektedirler. Küreselleşme denilen günümüzdeki firmalar arası monopolleşme dışında “uluslararası monopolleşme” çözüme çare olmamıştır.

Marx bir yandan kapitalizmin önlenemez çöküşünün nedenini açıklarken diğer yandan kendi kendine toplumun iç dinamiklerinin çalışmasıyla ulaşılacak kapitalist sistemin bir üst sisteme dönüşmesinin hızlandırılmasını ve bu hızlandırılma aşamasında göz önüne alınacak ilkeleri belirlemiştir.

Marx aslında olayın çözümünün, her ferdin toplumun yarattığı değere karşılığı olarak “ihtiyacı kadar” pay almasının sağlanması olduğunu söyler ama bu duruma ulaşabilmek için önce her ferdin toplumun yarattığı değere “katkıları oranında” pay alması gerektiğini söyler.

“Marx ayrıca nasıl ki toplumlardaki feodal yapıdan kapitalist yapıya geçiş iç dinamikleriyle sağlandıysa kapitalizmin daha bir üst yapıya iç dinamikleriyle ulaşmayı beklemek yerine topluma müdahale etmek gerektiğini söylerAz gelişmiş ülkelerin halklarının emeklerinin sömürülmesi yani emperyalizmin temeli de sermaye oluşturulması için emeğin sömürülmesi anlayışına dayanmaktadır.

Emperyalizmin oluşumunun ilk göstergesi Avrupa’da özellikle Fransa’da 1848’li yıllarda ortaya çıkar. Toplumsal patlamaların temelinde kapitalist sistemin, toplumun çalışanlar kesiminde büyük çöküntüler yaratmasına neden olduğunu biliyoruz. Bu dönem siyasi iktidara sahip olanların özdeşleştikleri üretici birimlerin (kapitalistlerin) yanında yer aldıklarını görüyoruz. Kapitalist sistemin ortaya çıkarttığı iç sıkıntı ve problemleri hafifletmek için yeni kaynak arayışlarına giden siyasal iktidar sahipleri özdeşleştikleri kapitalist sınıfın dayanağı olan “sistemin zorunluluğu olarak çıkardığı istikrarsızlığın” büyümesini önlemek için emperyalist çareler üretmişlerdir. Örneğin; İngiltere Hindistan’da kurduğu “East Indian Company” kanalıyla 1853’de Hindistan ve Asya’da kolonilere resmen sahip olmuş, Çin’i 1835 Afyon savaşı ile zorlayarak pazar yapmış ve Osmanlı İmparatorluğu’nu 1838 Ticaret Sözleşmesi ile kendine bağımlı hale getirmiştir. Böylelikle kapitalizmin ilk çatırtı seslerinin duyulduğu dönemin hafifletilmesini sağlamıştır.

Marx’a göre, kapitalizmin başarılı çalışması, yani üretim artışını hızlandırmasını, sermaye birikiminin sanayi ve bilime yaptığı katkılar sağlamıştır. Ama bu kadar büyük faydaları olan kapitalist sistemin yeşermesi, içinde taşıdığı antitezi yani kapitalist sistemin çöküşünü de hazırlamaktadır.

Temeldeki sorunun çözülememiş olması, yani emekçinin katkısının oranında pay alamamasından dolayı toplam talebin artırılması çözülememiştir.

1929 ekonomik buhranında Marksist iktisadi tahlili çok iyi kavrayan Keynes başta Roosevelt’i ikna ederek “devletin” büyük yatırımlar yapmasını sağlamış ve toplumun çökmesini engelleyen reçetelerle durumu düzeltmiştir. Ama ne var ki gerçekte bu durumun düzelmesi 2. Dünya Savaşı’nda yapılan askeri harcamalara rağmen düzelememiş, ancak Kore Savaşı’nın harcamalarıyla kurtarılabilmişti.

Günümüzdeki buhranın çözümü için tekrar devlet kaynakları Başkan Bush tarafından kullanıma açılmış, nakit paralar halka dağıtılmış ve büyük şirketleri kurtarmak için Amerika Merkez Bankası kaynak sağlamıştır.

Bu durum aslında dünya kapitalizminin Chicago Okulunun Para Politikası sisteminden, sanki tanrısal bir emirmiş gibi, bir türlü ayrılamamasından kaynaklanmaktadır. Devlet kaynaklarının bankalara ve diğer kuruluşlara aktarılması ve ısrarla Keynes’in devletin büyük yatırımlar yapması fikrini reddedilmemesi sonucunda buhran önlenemeyecektir. Bütün dünyayı etkileyen bu ekonomik krizin temelinde yatan glut olayının varlığını reddetmek sadece para politikalarıyla buhrandan kurtulmanın geçen bir ay içinde mümkün olmayacağını görmüş bulunuyoruz. Çözümün dünyadaki işçilerin üretime katkısı oranında pay almasının sağlanması ile önlenebilir.

Gerçekten de son istatistikler Amerika’da işsizlik oranının arttığını göstermektedir. Marx'ın dediği gibi her yeni buhran bir önceki buhrandan derindir ve son iki hafta içinde monetarist politikalar iflas etmiş ve buhran "reel" sektöre inmeğe başlamıştır. Simdi artık Marx'ın bilimsel tezlerinin ispatını hep birlikte göreceğimiz devreye gelmiş bulunmaktayız.

Başkan Bush ve ona bağlı "establishment", bankalara ve zenginlere kaynak aktaracağına eski başkanlardan Franklin D. Roosevelt'in yaptığı gibi üretime dönük yatırımların Devlet eliyle yapılmasına önayak olmalıdır. Ancak Bush yönetimi hala iflas etmiş para teoricilerinin kapitalist sistem ölmek üzereyken dünya kamuoyuna aspirin değerinde dahi olmayan "Placebo"(**) yutturmalarını uygulamaktadır.

Burada başka bir önemli noktaya temas etmek gerekir. O da Türkiye’nin bu buhranlardan etkilenmesi problemidir. Türkiye’nin etkileneceği kesindir ama bu etkilenme gelişmiş ülkelere nazaran daha hafif olacaktır. Çünkü Türkiye yarı- feodal bir ülkedir. Kentsel nüfusun %60-70 oranı varoşlarda yaşamaktadır. Varoşlarda yaşayan halkın sosyal yapısı kırsal kesimle hemen hemen aynı yapıdadır. Yaşam masraflarının çoğunluğu ilişkileri hala devam eden kırsal kesimden gelen takviyelerle karşılanmaktadır.

Yarı feodal bir ülke olan Türkiye çalışanlarının çoğunluğunun geliri sadece “ücret” değildir. Kapitalizmin çöküşünün insanlar üzerindeki etkisinin en fazla olacağı ülkeler insanları sadece ücrete tabiî insanlardan oluşan ülkeler olacaktır. Diğer yandan AKP iktidarı tarafından, 1923’te Cumhuriyet’in kurulmasından 2004’e kadar yaratılan tüm sınai tesisler ulaşım ve bilişim sektörleri yabancılara satılmıştır. Bu şunu ifade eder; dünya bu ekonomik buhran içinde çırpınırken Türkiye’deki üretim birimlerine sahip olan kapitalistler Amerika, İngiltere, Fransa ve Rusya’daki kapitalistler kadar zarar görecektir. Borsanın % 70’ine, bankaların % 45’ine, üretim tesislerinin % 60’ından fazlasına sahip olan yerli ve yabancı kapitalistler büyük bir ihtimalle batarken, Türk halkı, açlık ve sıkıntıyı atlatacaktır.

(1) Marxist anlayışa göre "determinism" den anlaşılması gereken " ekonomik kanunlar tarihin yörüngesini tayin eder" ifadesi demektir. Diğer bir deyişle, ekonomik altyapı ile ideolojik (*) üst yapı arasındaki ilişki karşılıklı olarak birbirine bağlı ve birbirini etkileyen tek (unicasual) olgudur. Birinin değişmesi diğerinin değişmesini doğurur. ''
# gönderen Drtus Reklam
13.10.2009
Kullanıcı avatarı

Re:

 #2848732  gönderen norcuron
 17.04.2014 - 23:19:56
dernek çalışmalarına hızlı başlamış...
Kullanıcı avatarı

 #2861158  gönderen pirzen
 27.04.2014 - 01:34:52
monodram.

aslında tek kişilik oyun demek bu. ama ben bunu felsefe üstünden biraz irdelemek istiyorum. monodram dediğimiz zaman akla ilk gelen flozoflar kim desem heralde önce biraz düşünür herkes, ama biraz daha kavramı esnettiğimiz zaman direkt akılda varoluş felsefeciliği yapan dahiler geliyor. populeritesini bir kenara attıgımız zaman nihilizm üstüne bol bol yazılan f. nietzsche'nin tam anlamıyla bir monodram üstadı oldgu açık şekilde görülür. bunda tek başına olma hususnda inatçı ve süregen "tercih"inin yanısıra aslında zannettiğimiz gibi bir "büst insan" olmadıgını bi parça yakınlaşarak görmek mümkün. trajik bir şekilde tanrı tanımazlıgının, yarattıgı felsefe içinde neredeyse çok az bir kısımla ilgili- o da parçalı bir varsayım- oldugunu farkediyoruz. f.nietzsche 'Nin core olarak tercih ettiği "şey" i diger felsefecilerdegörememizin temel nedeni "geçici ve dalgalı" olması. ani yükselişler ve kontrolsüz coşku onun sabit bir süreçte ve ilgi alanında olmasını engellerken, diğer felsefecilerin "stabil, güvenli ve alanlarında uzman" ve tabi ki "yayılmayan" bilim adamları olarak kalmalarına neden olmuştur. Kant gibi felsefesinde herhangi bi ateşlemeye izin vermeyen ya da schopenhauer gibi parlak ilerlemesini yaklaşık 30 'Lu yaşlarda kendini artık denge profiline ulaştırma durumu onda görülmez...nietzsce'Nin özellikle bu ele avucu sgmaz heyecanlı mizacının renkli saglık sorunlarından kaynaklandıgını söylemek çok rahatlatıcı olmasa da, felsefesini üzerine oturttugu ve gönül rahatlıgı ile son anına kadar acının insna hayatında nasıl algılanması gerektiği hususnda efsanevik yazılı tiradları, tüm bu etkinin azınsanmayacak kadar büyük yer kapladıgı gerçeği ile bizi yüzleştirir.

 #2970702  gönderen bombast_k
 27.08.2014 - 22:45:50
Materyalizm

Her şeyin maddeden oluştuğunu ve bilinç de dahil olmak üzere bütün görüngülerin maddi etkileşimler sonucu oluştuğunu öne süren, hiçbir metafiziksel kavram kabul etmeyen felsefi kuramıdır.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Materyalizm

 #2970712  gönderen bombast_k
 27.08.2014 - 23:01:21
Ateizm

Tüm tanrılara ve ruhsal varlıklara olan metafizik inançları reddeden ve var olan gerçekliği inanç yoluyla açıklamayı kabul etmeyen bir felsefi düşünce akımıdır.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Ateizm

 #2970726  gönderen bombast_k
 27.08.2014 - 23:18:20
Hedonizm

Hazzın mutlak anlamda iyi olduğunu, insan eylemlerinin nihai anlamda haz sağlayacak bir biçimde planlanması gerektiğini, sürekli haz verene yönelmenin en uygun davranış biçimi olduğunu savunan felsefi görüş.


http://tr.wikipedia.org/wiki/Hazc%C4%B1l%C4%B1k
# gönderen Drtus Reklam
13.10.2009

 #2970779  gönderen bombast_k
 28.08.2014 - 01:18:20
Pragmatizm

Gerçeğe ve eyleme yönelik olan, pratik sonuçlara yönelik düşünmektir.

''Eğer bir bilgi günlük hayatta işe yarıyorsa o bilgi doğrudur. Yaramıyorsa yanlıştır''

http://tr.wikipedia.org/wiki/Pragmatizm

Re: HER GÜNE 1 KELİME AÇIKLAMASI/FELSEFİ AKIM

 #2970791  gönderen tobirama
 28.08.2014 - 02:53:52
drsedax yazdı:tanımlardan ziyade düşünceler üzerine tartışmak tercihimdir.
beyler arkadaş hayatı boyunca filozof olarak diyar diyar gezmiş. havalara bakar mısınız?