Cumartesi , Ağustos 17 2019
Ana Sayfa / Köşe Yazarları / 8- mhurkan / Küçük Bir Hayat Denklemi: AŞK

Küçük Bir Hayat Denklemi: AŞK

Çölde açan bir ot kadar yalnız
Ve okyanustaki bir damla kadar özgür olduğunda, seni düşünüyorum.
Gözlerindeki bozkırlar kaçışım oluyor aniden
Ve yine ansızın bir dalga oluyorum, coşuyorum kalbine doğru
Buz üzerindeki bir kor gibi eritiyorum karanlığını ve…
Sen oluyorum.
Gözlerinden bakıyor, kalbinle atıyorum.
Sabah güneşinin ilk ışığı gibi giriyorum aklına, en derinine, en köşesine.
Çıkıyorum bedeninden bir ay ışığı kadar sesiz ve gizli.
Açık bırak pencereni, eğer aşkım kadar büyükse kalbin
Bekle beni gene geleceğim.
                Sizce yukarıdaki şiiri bana yazdıran şey ne idi? Bizi bu kadar etkileyen güç nedir?
                İnsanoğlu var olduğundan beri hep merak etti. Merakı ona çok şeyler kazandırdı ama o kadar da kaybettirdi. Etrafına ve kendisine olan merakı ona dev teleskoplar, mikrometreyi gösteren mikroskoplar yaptırdı. Hep merak etti neden yaşamalıydı? İşte yukarıdaki şiir de aynı şeyleri sorgulamakta; Anlama çabası, varlığımızı, bizdeki farklılığı anlama çabası.
                Hiç düşündünüz mü, bir elektron protonun etrafında neden dönüyor? Meraklıyız ya birçok kişi düşünmüş ve bunu değişik elektromanyetik kuramlar, çekim yasaları ve atom modellemeleri ile açıklamaya çalışmışlar. Hep daha çok veri girmişler, daha çok sonuç, daha çok soru ve daha çok cevap. Sadece dünyaya bakan gözlüklerimizin camlarını kalınlaştırmışız. Gözlerimizin bozuk olduğundan değil, merakımızdan yapmışız bunu. Yoksa çıplak gözle gördüğümüz dünyaya, bozuk olmayan gözlerimizle bakmak yerine, takmışız kalın gözlükleri.
                Ama haksızda sayılmayız bu konuda. Yaşadığımız süreçte bize her şey sınırlar içinde sunulmuş, çemberin alanı, evrenin sonu. Hiçbir şeyin sonsuz olabileceği akla getirilmemiş. Hep sonsuzluk rahatsız etmiş bizi; evrenin sonu var demişiz ispatlamışız, iki paralel doğru sonsuzda kesişir demişiz, ispatlamışız. Hep tanımlamalar yapmışız, kendi tanımlamalarımızla çelişmişiz, onları değiştirivermişiz.
                Neden sonsuz bu kadar korkutuyor bizleri? Cevap çok basit: anlamıyoruz da ondan ya da anlamaktan korkuyoruz. Çünkü sonsuzluğu anlarsak, merak edecek başka bir şey kalmamasından korkuyoruz. Hep sonsuzu sınırlar içine, ölçüler içine koymaya çalışmışız. Çemberin içine bakılmış ama dışı hep deney hatası, hesaba katılmayacak kadar küçük görülmüş. Bu nedenle hep kendi çizdiğimiz sınırlar içinde dönüp durmuşuz. Akıllının biri bunu fark edince sınırları silmiş, ama yapabildiği daha geniş bir sınır çizmekten öteye gidememiş.
                Şimdi sorumuza gelelim; Neden elektron, protonun etrafında dönüyor? Size burada denklemler ve hesaplamalar sunmayacağım. Hayatın temel denklemlerinden yararlanacağım. En karışık, en bilinmez ama bir o kadar da kolay olan hesaplamasından yola çıkacağım; AŞK.
                Şimdi elektronla, protonun birbirini seven iki âşık olduklarını varsayalım. Birbirlerini hep seven ve sevecek olan iki âşık. Birbirlerini hep görmek isteyen ve bir arada olmak isteyen iki kişi. Bir araya gelemiyorlar, birbirlerine dokundukları an birbirlerini yok edip yüksüz bir nötrona dönüşüyorlar, ne kadar acı. Düşünüyorlar ve birbirlerine en az zarar verebilecekleri ancak aynı zamanda da birbirlerine bakışabilecekleri kararlı bir hal alıveriyorlar. Ve evrendeki âşık elektron ve protonlarımız bunu alın yazılarıymış gibi devamlı yapıyorlar.
                Bu kadar laf salatasını niye yaptım? Bugüne kadar hep kalın camlı gözlüklerden dünyayı, çevremizi seyrettik. Sınırları olan şeyleri anladık ya da önce onları sınırlar içine koyduk. Sınır çizmenin yanında arada elektron, proton gibi karşılıksız aşk yaşayamaz mıyız diye düşünüyorum. Ama biliyorum insanız. Bu bizim doğduğumuzda ilk aldığımız nefes gibi içimize işlemiş. Çıkarabilmemiz için ölmemiz gerekiyor. Ne ironiktir ki, hepimizi birbirlerine deliler gibi âşık proton ve elektronlardan oluşuyoruz.
                Ne olursa olsun hayatın içindeki, bize gülümseyen, bazen alay eden biraz çekingen ama bir o kadar da acımasız olan aşk, biraz olsa düşünülmeye değmiyor mu?
Ay’a
Bir gecelik ömründen bir haber
Yıldızlara sataşan heybetiyle
Satıyordu ışığını gündüzün
Güneşin ışığıydı besleyen onu
Güneşti onu mehtap yapan
Güneşti onu öldüren, Ay yapan…
Dr. Mahmut Hürkan ÇELİKKANAT