Cumartesi , Şubat 24 2018
Karşılaştığınız İlgİnç vakaları, İlgİnç anılarınızı burada anlatabİlİrsİnİz.
Kullanıcı avatarı

Erbug Hocamdan

 #66771  gönderen venacavaaa
 05.03.2006 - 11:02:46
Cukurova Unıversitesi Cocuk cerrahisi bolumunden Erbug hocamın bir konusması. Ben ogrencıyken dekanımızdı. Hayatta cok ınsan tanıyoruz. Ama bazıları izler bırakıyor. Erbug hocamın ne kadar ozel bir insan oldugunu ancak tanıyanlar bılır. Bu kadar dost, bu kadar hoca, bu kadar ınsan bir insan. Baskaları da vardır elbette. Bunları yazarken dusundum Erbug hocayı farklı kılan neydı dıye. Sınavlarda ogrencılerı gızlı kameraya cekmesı mı, duzenledıgımız kongrelerde protokolden kacırıp bırlıkte saatlerce ıcıp oynamamız mı, yoksa dekanken Ya hocam dıye cat kapı ıcerı dalabılmemız mı? Mezunıyet torenınde kacıp arka taraflarda sıgara ıcmemız mı? Hocalıgı mı? Cocuklar ıcın yaptıkları mı? Galatasaraylılıgı mı? Yoksa asagıdakı satırları yazan yuregı mı? Karar verebıldıgım tek sey Erbug Hocanın ozel olduguydu. Iyı kı hocam oldunuz hocam...

Not: http://www.erbug.net/konusma.htm adresinde diğer konusmalarının da yazıları var.

Onkoloji Öğrenci Kongresi Açış Konuşması..

2002



Bilmem sizlerde benimle aynı şeyleri hissediyor musunuz böyle öğrenci etkinliklerinde.? Bir çeşit antrenmana benziyor.. Geleceğin bilim adamları, gelecekteki büyük maça hazırlanıyorlar sanki. ..Ve antrenman performanslarına bakılırsa çok zor olmayacak maçı kazanmaları.

Ama benim asıl hissettiğim ve kelimelere dökemediğim başka bir şey var. Yıllardır kaçırmadan izliyorum bu antrenmanları..

Ben kaç yaş yaşlandım onları izlerken, ama onlar hep aynı yaştalar. İlk yıllarda abileri gibiydim. Arka sıralarda heyecanla izliyordum onlar bildirilerini sunarken, şimdi babalarının yaşındayım aynı heyecanı duyuyorum hala.



Ama onlar daha rahatlar, daha çok güveniyorlar kendilerine, daha bilgililer, yıllar geçtikçe daha güzel ve daha yakışıklı oluyorlar, hatta boyları uzuyor sanki.. Beni şaşırtmak için, isimlerini bile değiştiriyorlar her yıl. Ama birazdan karşınıza geldikleri zaman göreceksiniz… Yaşları hep aynı.



Ben hepsini tanıyorum bu çocukların. Önce ürkerek gelip kayıt yaptırıyorlar 1. sınıfa. İnsan hakkında bildikleri, Lise Biyoloji kitabında yazanlarla sınırlı. Günde 8 saatten, 2500 saat ders anlatıyorsunuz ilk üç yılda. Derslerin zorluğundan, not tutamadıklarından, sınavların sıklığından yakınıyorlar sürekli. Sonra kliniğe geçiyorlar. Hastayla, kanla, acı çeken insanlarla tanışıyorlar. Aşık oluyorlar, sevgililerinden ayrılıyorlar.4. sınıfta Genel Cerrahi 5 te Dermatoloji stajlarını beğeniyorlar. Semra Hocayı seviyorlar. Kantinde sigara içilmesinden, nöbetlerde ayak işi yaptırılmasından şikayet ediyorlar. Ve sürekli öğreniyorlar. Giderek daha iyi tanıyıp dost oluyorsunuz. Öğrenci kongreleri düzenliyor,bunu için sizden otobüs, konaklama ve para istiyorlar, başka fakültelerin düzenledikleri kongrelerde birincilik ödüllerini kapıp geliyorlar. Tam, artık yetiştiler iyi birer hekim oldular diye sevineceksiniz, yetişmelerinde benim de katkım oldu diye öğüneceksiniz. Onlar ürkek bir şekilde gidip 1. sınıfa kayıtlarını yaptırıyorlar.



İnanamıyorum. Her şeyi unutmuşlar. Bildikleri Lise Biyoloji kitabında yazanlardan ibaret. 6 yıllık dostluğunuza rağmen, size, ilk defa görüyormuş gibi soğuk soğuk bakıyorlar. Hatta isimlerini bile değiştirmişler. 2500 saat dersi yeniden anlatıyorsunuz . Yine derslerin çokluğundan, not tutamamaktan yakınıyorlar. Sonra Hastaneye geçiyorlar. Sanki ilk sefermiş gibi aynı şeyleri beğeniyor aynı şeylere kızıyorlar. Ama daha çok öğreniyorlar. Siz tam, “bu defa oldu” diyeceksiniz. Onlar ürkek bir şekilde gidip birinci sınıfa kayıtlarını yaptırıyorlar.



Bazen 1. sınıflar geliyor bazı isteklerde bulunuyor. “Çocuklar biliyorsunuz, geçen sene sizin kardiyoloji ve onkoloji kongrelerinizde çok para harcadık” diyorsunuz. “Hocam, geçen sene biz lise sondaydık” diyorlar. Gülüyorsunuz. Ama onlar çok ciddi. Zamanla alışıyorsunuz bu oyuna.. siz de katılıyorsunuz... 1. sınıfa geldiklerinde, ilk defa görüyormuş gibi yapıyorsunuz. Zaman zaman gözlerinin içine bakarak bunun bir oyun olduğunu gösteren bir ipucu arıyorsunuz. Ama hayır...Kesin kararlılar oyunu sürdürmeye.



En kötüsü bazen dışarıda umulmadık bir yerde, orta yaşlarına gelmiş bir doktor çıkıyor karşınıza. “Hocam!” diye boynunuza sarılıyor. “Yooo” diyorsunuz.. ” Benim öğrencilerim mezun olmuyor hiç!”.. “Hocam tanımadınız mı? Ben Tuğba” diyor. Korkarak uzaklaşıyorsunuz oradan ve hemen gelip öğrenciler arasında Tuğba’yı buluyorsunuz . Gerçi ismini değiştirmiş, Ferda diye çağırıyorlar arkadaşları onu. Ama olsun. Hala bizimle ya!

Evet sevgili öğrencilerim, bu sırrımızı hiç açıklamayacaktım. Ama dayanamadım. Bir kerelik söyledim. Zorunlu emekliliğime 19 yıl var daha ve söz veriyorum, bir daha hiç açık vermeden sürdüreceğim bu oyununuzu. Ama n’olur söyleyin ağabeylerinize, amcalarınıza! Ya da her kimse onlar. Olup olmadık yerde “Hocam” diye çıkıp karşıma korkutmasınlar beni! O kadar gerçekler ki neredeyse inanacağım gittiğinize. Siz giderseniz kim yapacak Onkoloji Kongrelerini.

Sizi seviyorum.
Kullanıcı avatarı

 #66773  gönderen moulin_rouge
 05.03.2006 - 11:11:44
erbuğ hoca her konuşmasında gözlerimi dolduran,insanın yüreğine dokunan,her dersten önce genel kültür adına tartışma ortamı yaratan birlikte galileyi konuştuğumuz nadir öğretim üyelerimizden biri.onu çok seviyorum iyi ki var.iyi ki zorunlu emeklilik var,daha onu tanıması gereken o kadar çok 1. sınıf var ki...
# gönderen Drtus Reklam
13.10.2009
Kullanıcı avatarı

 #66774  gönderen drbao
 05.03.2006 - 11:13:15
BEN GAZİ MEZUNUYUM VE BANA DA BAZI HOCALARIMI HAIRLATTI BU YAZI...ÇOOOOK ÖZLEDİM...İNSAN BU KADAR ÖZLEYECEĞİNİ NEDEN ANLAYAMIYOR Kİ,NEDEN DAHA FAZLA TADINI ÇIKARMIYOR Kİ ZAMANINDA...AĞLATTIN BENİ SABAH SABAH...
Kullanıcı avatarı

 #66776  gönderen drbao
 05.03.2006 - 11:20:43
NE KADAR ÖZEL İNSANLAR VAR YAAA...KEŞKE BEN DE ONLARDAN BİRİ OLABİLSEM...

DİĞER YAZILARI DA OKUDUM,ÇOK GÜZEL...TEŞEKKÜRLER...

 #66822  gönderen july82
 05.03.2006 - 14:17:28
MUKEMMEL BIR YAZI VE MUKEMMEL BIR INSAN!OKURKEN GOZLERIM DOLDU,YASADIKLARIM AKLIMA GELDI.BIZIMLE BU YAZIYI PAYLASTIGIN ICIN TESEKKUR EDERIM!
Kullanıcı avatarı

 #67145  gönderen pruvet
 06.03.2006 - 00:52:22
kesinlikle mukemmel bir konuşma..zaten erbuğ hocadan da daha azı beklenemezki...onu tanıdığım ve öğrencisi olduğum için çok şanslıyım..bu yazıyı bizimle paylaştığın için sağol venacava.. okul yıllarıma döndüm,duygulandım...
Kullanıcı avatarı

 #67358  gönderen venacavaaa
 06.03.2006 - 17:32:54
Bu da Erbug hocadan Yenidoğan Kongresi Açış Konuşması...
Ozellıkle Pedıatrı asıstanlarının ve yenıdogan ıntornlerinin okuması dılegıyle...

Dekan olarak bir çok toplantı, sempozyum kongrenin açılışında konuşuyorum. Her birinde fakültemizin öncülüğünde yapılıyor olması nedeniyle az veya çok mutlu oluyor, gurur duyuyorum.

Ama bir çocuk cerrahı olarak içinde “Yenidoğan” sözcüğü geçen bir toplantıya katılmak içimi farklı bir biçimde ısıtıyor. Gerçekten de tam yirmi yıldır yenidoğanlarla uğraşıyorum. Bunun sıkıntılarını ve keyfini ancak yenidoğanlarla uğraşan hekimler bilirler.

Bir yenidoğanı kucağıma ilk aldığımda “acaba zarar verir miyim?” diye nasıl korktuğumu, yenidoğanda ilk laparotomimi yaparken neler hissettiğimi, ellerimin nasıl titrediğini yirmi yıl sonra bile çok iyi hatırlıyorum. Çok iyi hatırlıyorum transport kuvözümüz olmadığından, filme ya da ameliyata götürürken nasıl beyaz önlüklerimizin içine saklayıp nefesimizle ısıtmaya çalıştığımızı onları.



Nöbette hemşiranımın elinde 50 cc lik enjektörle üzerime doğru geldiğini görünce hemen anlardım. Bebeklerden birine B+ kan gerekmektedir. Bütün asistanların kan gurubunu ezbere bilirdi hemşireler.Ve hiç beklenmedik anlarda enjektörleriyle çıkarlardı karşımıza. Anlardık ki ya gurubu uymamıştır annesinin . Ya da “benim canım ne ki kan veriyim” demiştir.

O kadar sık tekrarlanırdı ki bu, eve giderken bir gün, polis kontrolünde, kolumdaki enjektör izleri ve ekimozlar nedeniyle eroinman zannedilerek gözaltına alınıyordum neredeyse.



Respiratörümüz yoktu, ameliyatlardan sonra solunumları dönünceye kadar, uzun geceler boyu ambuyla soluturduk. Bazen kolaylarına gelir böylesi, bir türlü dönmezdi solunumları. Ben de uyuyakalmamak için başlarında şiirler falan söylerdim onlara. Daha doğrusu bebekle ilgili bildiğim tek şiir Nazım Hikmet’in “Hoş geldin bebek” şiiriydi.



Hoş geldin bebek, yaşama sırası sende,

Senin yolunu gözlüyor,

Kuşpalazı, boğmaca,

Karaçiçek, sıtma,

Yürek enfarktı, kanser filan…

Diyordu Nazım



Hep aynı şiirden sıkılmasınlar diye.

Senin yolunu gözlüyor,

Gastrostomi, anastomoz, dilatasyon filan

gibi duruma uygun değişiklikler yapıyordum bazen.



Bazen de, eğer kendi kendine nefes alırsa, ileride ne güzel günler yaşayacağına dair hikayeler uydururdum onlara. Ne yazık ki bir kısmı inat ederlerdi, o gelecek güzel günleri görmemeye. Ve tüm çabanıza rağmen, sessiz bir yenidoğan odasında, gecenin bir yarısında ve hikayenin en güzel yerinde bırakıverirlerdi sizi tek başınıza, kucağınızda cansız küçük, henüz adı bile konmamış bir bedenle.

Hastalığının tüm ağırlığına rağmen, sonuna kadar direnenlerde vardı elbette. Annelerinin kucağında servisten ayrılırken, “acaba şiirlerin, hikayelerin katkısı olmuş mudur?” diye düşünmüşümdür hep.

Artık iyice yaşlandık herhalde, başında beklediğimiz yenidoğanlar, genç kızlar, koca delikanlılar oldular. Çok yorgun hissediyorum kendimi, ama 14 martta öğrencilerime söylediğim gibi bazen postadan çıkan bir mektup bütün yorgunluğu unutturuyor. İki günlükken özofagus atrezisi nedeniyle ameliyat ettiğim bir kız çocuğundan böyle bir mektup aldım ben de.. İçinden nikah davetiyesiyle birlikte kısa bir de not çıktı. “Sayende koca kız oldum. Zor gecelerimde yanımda olan doktorumu, mutlu günümde de yanımda görmek istiyorum”

Şiirlerden, hikayelerden hiç bahsetmiyordu. Aramızda bir sır olarak kalmasını istiyordu belli ki.

Ben de genç meslektaşlarımdan bir şey istiyorum. Yenidoğanla uğraşıyorsanız eğer, en umutsuz durumlarda bile onları, gelinlikleri veya damatlıklarıyla hayal etmeye çalışın. Göreceksiniz hem onların hem sizin işiniz çok kolaylaşacak.
En son venacavaaa tarafından 06.03.2006 - 23:32:03 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.
# gönderen Drtus Reklam
13.10.2009
Kullanıcı avatarı

 #67361  gönderen sosyal
 06.03.2006 - 17:55:18
Çok duygulandım..mükemmel bir insan...keşke bende tanıyabilseydim bu şirin babayı... :oops: :)
Kullanıcı avatarı

 #98195  gönderen venacavaaa
 04.05.2006 - 16:17:23
Pediatri isteyenlere :)


Çocuk Hastalıkları Kongresi Açış Konuşması

Cappadoce Haziran 2003



Tahmin edebileceğiniz gibi bir dekan olarak bir çok toplantıda açış konuşması yapıyorum. Bazen toplantı konuları bana o kadar uzak oluyor ki, ismini bile telaffuz etmekte zorlanıyorum. Böyle kongrelerde ”Allahtan elimde kongre düzenleyicilerin bana verdiği bilgiler var” diye düşünürken, benden önce konuşan, kongre başkanı, dernek başkanı falan söylenebilecek her şeyi söylüyorlar… Ben de kürsüde, elimdeki notlarımla kalakalıyorum.

Ama bugün benim için durum çok farklı... Çocuk Hekimlerinin karşısında konuşuyorum ve ben bir Çocuk Cerrahıyım. Son yirmi yıldır… Yani Çocuk Cerrahisine başladığım günden beri hayatımda hep siz varsınız. Karımdan, çocuklarımdan, en yakın arkadaşlarımdan daha fazla sizinle beraberim yirmi yıldır.

Aslında, ilk tanışıklığımız, ilk flirt yıllarımız çok kolay olmadı benim açımdan… Öyle ya! Biz cerrahtık… Ne anlardı çocukçular bizim işimizden.. Doğru dürüst akut karın tanısı bile koyamazlar… Anal atreziyi 5. günde ancak fark ederlerdi.. Koca damara giremezler, gecenin bir yarısı cut-down için çağırırlardı. İlişkiyi mesafeli tutmakta fayda vardı….Biz böyle duymuş böyle öğrenmiştik hocalarımızdan.

Ama bu işte bir gariplik vardı.. Bizim sınıfın en iyileri Çapa ve Cerrahpaşa’da Çocuğa girmişlerdi. Mesafeli ilişki kurmamız istenenler 6 sene boyunca gıpta ettiğimiz ve başarılarıyla öğündüğümüz sınıf arkadaşlarımızdı. Hala daha bizden daha fazla çalışıyor, bizden daha fazla okuyorlardı. O nedenle genetik mirasımızı reddetmemiz ve önyargılarımızı silerek sizinle bir ekip olduğumuzu anlamamız çok zor olmadı..



Birlikte çok şey yaşadık… Kavga da ettik elbette… Ama daha çok şakalar yaptık.. Ya da daha çok onlar kaldı aklımda..

Safra yolları atrezisi şüphesi diye çağırmıştınız uygunsuz bir saatte. Viziti yarım bırakıp gelmiş… Sedyenin üzerinde uyuyan sapsarı minik bir kedi yavrusuyla karşılaşmıştık. Bozuntuya vermeden ve hasta sahiplerinin şaşkın bakışları arasında muayene edip tam rektal tuşe yapmaya çalışırken zor almıştınız kedi yavrusunu elimizden.

Ama elbette intikamı alınacaktı. Birkaç hafta sonra, sarı kedi yavrusu bulamadığımız için, sarıya boyamaya çalıştığımız tekir kedi elimizden kaçmış, ertesi sabah yarı boyalı kediyi bahçede gören ve bizim yaptığımızı öğrenen Adnan Salepçioğlu hocadan fırça yemiştik. Artık intikam şart olmuştu..

Üşenmeden servisten getirdiğimiz anal atrezili bebeği Kadın Doğumun yenidoğan odasında, sizin vizitinizden önce normal bir bebekle değiştirip

siz Çocuk Cerrahisine konsültasyon kağıdı yazdıktan sonra geri almıştık.

Bir yolunu bulup Daver Hoca’yı getirmiştik konsültasyona. Ne yeminler etmiştiniz çocuğun anüsünün açık olduğunu görünce. “Vallahi biraz önce kapalıydı hocam! Spontan perfore olmuş! “ falan diye… Biz korkudan gerçeği Daver Hoca’ya anlatamamış. Siz de “Çocukçuların anal atrezi’yi hep atlamaları” üzerine 45 dakikalık bir discour dinlemiştiniz.



Şimdi de aynı ilişkiler devam ediyor mu bilmiyorum Çocuk Cerrahları ile Çocuk asistanları arasında.

Ama ben o günleri çok özlüyorum…

Gece yarısı çalan telefonda “Abi, iki akut karın şüphesi, bir lober anfizem, bir dilim muzlu pasta ve taze çay seni bekliyor” diyen Salim’in sesini özlüyorum.



Soğuk kış gecelerinde elimde cut-down setiyle aceleyle inerken defalarca düştüğüm, Çocuk Kliniğinin buz tutmuş yokuşunu özlüyorum.

Hatta karanlıkta hiç ummadık yerde karşıma çıkıp, üzerimdeki kan kokusuna hırlayan Cerrahpaşa’nın bahçesindeki köpekleri özlüyorum…

Bilmiyorum, belki de ben aslında gençliğimi özlüyorum..



O çayların tadını bir daha hiçbir yerde bulamadım. Hani o her biri farklı biçimde.. çoğu ilaç firması amblemli bardaklarda içtiğimiz. Reçete kağıdından yapılmış külahlardaki toz şekerden koyup, plastik enjektör pistonuyla karıştırdığımız.

Neden hiç çay kaşığı bulunmazdı ve neden o kadar güzeldi çayın tadı hiç bilmiyorum..



Ne kadar çok zaman geçirdik birlikte.. kaç gece beraber sabahladık bir yenidoğan’ın başında.. Ne çok şey anlattık birbirimize … Sırdaş olduk… Hayaller kurduk geleceğe dair.. Birlikte umutlandık.. Birlikte kırdılar umutlarımızı bazen. Derdimizi anlatacak kimsemiz yoktu birbirimizden başka.. soğuk sarı ışıklı hastane koridorlarında...



Gerçekten de aynı şeyleri yaşıyor mu şimdi ki asistanlar?. Ya da farkındalar mı ne yaşadıklarının?.

Sevgili asistan kardeşlerim, uzaktan sizi seyrediyorum bazen. Çok basit şeylere sinirleniyor, anlamsız şeylere üzülüyorsunuz. Tıpkı zamanında, bizim sinirlendiğimiz ve üzüldüğümüz gibi.

Hayatınızdaki en zor ve sıkıntılı olduğunu zannettiğiniz günlerin bir an önce bitmesini istiyorsunuz. Bir an önce uzman , biran önce hoca olmak istiyorsunuz. Tıpkı bizim istemiş olduğumuz gibi.

Ama henüz bilmediğiniz bir şey var. 20 yıl sonra, herhangi bir gün herhangi bir yerde uzaktan kendi asistanlarınızı izlerlerken, ne kadar basit şeylere üzüldüklerine şaşarak siz de aynı soruyu soracaksınız. “Acaba ne yaşadıklarının farkında mı şimdikiler?”



Ve her şeye yeniden ve sıfırdan başlamak için, onların aralarına karışmak, 20 yıl geriye dönmek gelecek içinizden. Aynı bizim içimizden geldiği gibi. Ama eğer bir matrix’ten ibaret değilse her şey, ne yazık ki bu sizin için de mümkün olmayacak… bizim için olmadığı gibi.

Onun için sizden bir şey istiyorum. Nöbetlerde her biri farklı bardaklardan çay içerken bizi hatırlayın. Yani 20 yıl sonranızı… ve eğer çok da acil değilse sizi bekleyen işler, beş dakika daha ayırın kendinize, çayın tadını çıkarmak için. İnanın bir daha o çayın tadını hiçbir yerde bulamayacaksınız….
Kullanıcı avatarı

 #98200  gönderen deniz_10
 04.05.2006 - 16:34:48
KEŞKE ERBUG HOCAYI TANISAYDIM.BİZ BU KADAR İÇLİ DIŞLI VE İYİMSER HOCALARLA EĞİTİLMEDİK.AMA VARLIĞINI BİLMEK BİLE GÜZEL KEŞKE YAŞASAYDIM BU İYİLİĞİ...DR OLDUĞUM VE ONUNLA MESLEKTAŞ OLDUĞUM İÇİN SEVİNİYORUM
Kullanıcı avatarı

 #98204  gönderen DrWatson
 04.05.2006 - 16:40:25
inanılmaz bir insanmış...bizimle paylaştığın için teşekkürler venacavaaa
Kullanıcı avatarı

 #98213  gönderen deniz_10
 04.05.2006 - 16:56:49
:idea:
# gönderen Drtus Reklam
13.10.2009
Kullanıcı avatarı

 #98510  gönderen venacavaaa
 04.05.2006 - 21:44:36
deniz_10 yazdı:KEŞKE ERBUG HOCAYI TANISAYDIM.BİZ BU KADAR İÇLİ DIŞLI VE İYİMSER HOCALARLA EĞİTİLMEDİK.AMA VARLIĞINI BİLMEK BİLE GÜZEL KEŞKE YAŞASAYDIM BU İYİLİĞİ...DR OLDUĞUM VE ONUNLA MESLEKTAŞ OLDUĞUM İÇİN SEVİNİYORUM
Keske tanısma fırsatınız olsa. Hayatta tanıdıgım en özel ve unutulmaz izler bırakan insanlardan birisidir. O ve Işık Hocam yüzünden cocuk cerrahisini cok istemiştim ama beni vazgeciren kişi gene Erbuğ hocamdır.
Erbug Hocayı tanıyan arkadaslardan ricam ise hocamızın öğretmenler gününü unutmamaları. Ben mesguldur diye her zaman mail göndermiyorum ama onun için öğretmenler gününün ne kadar önemli oldugunu da bildiğim için o gün ilk mail gönderdiğim hocamdır. ekeskin@cu.edu.tr
Kullanıcı avatarı

 #126639  gönderen venacavaaa
 04.07.2006 - 14:44:39
Erbuğ hocamın kalp krizi geçirdikten sonra yazdıkları


4 Şubat 2005 Cuma akşamı.. saat 17.00.... haftayı kendime göre iyi bitirmişim, odamdan çıkmaya hazırlanıyorum... birazdan kızım ve karımla yemeğe gideceğim, yemeği erken yiyip, akşam Antep maçını evde keyifle seyretmeyi planlıyorum... masamın çekmecesini çekiyorum.. elime içinde iki tane kalmış kırmızı Marlboro paketi geliyor.. seviniyorum.. şimdi bir kırmızı patlatmak acaip keyifli olacak.. nasıl olsa birazdan karım ve kızım, her yaktığım sigaraya laf edecekler... bir kaç derin nefes çekiyorum... hep Light içecek değilim ya!... Zeki'nin doğum günü... akşam bulamayabilirim şimdi arasam iyi olacak... telefona uzanıyorum... birden yer ayağımın altından kayıyor... korkunç bir terleme...elim nabzıma gidiyor... alamıyorum... carotis ten saymaya çalışıyorum 30/dak... tansiyonum giderek düsüyor.. odamdaki divana uzanıp ayaklarımı havaya kaldırıyorum... cebimden Yüksel'i arıyorum... "Yüksel! odamdayım ,tansiyonum düstü.. MI gibi sanki.. acildeysen geliim oraya".. Gel dese gidebilecek mişim gibi sanki.. "Abi uzan, kımıldama.. ben geliyorum" diyor..
Herhalde en fazla 2 dakika sürüyor, bir sedyeyle gelip beni alması... kafamdan binlerce seyi aynı anda geçirmeyi becerebildiğim iki dakika... Oğlumla kızım artık büyüdüler, ben olmasam da annelerinin de yardımıyla sarsılmadan yürürler geleceğe.... ama kızımın düğününü göremeyecek miyim.?.. salı günü poliklinikte Tweety'li doktor amcayı bulamayan hastalarım ne yapar?... ne kadar daha mail gelmeye devam eder ekeskin adresime??? kahve sohbetlerinde eksikliğim hissedilir mi?? ve bir sürü şey..
Yüksel geliyor, suratıma bakıyor.. "MI di mi?" diye soruyorum.. "Ağrı var mı abi?" "Yok".. "Evet abi, galiba MI .. inferior'a benziyor" diyor.. Telefonla karımı arıyorum, yanındaki birini ver diyor.. Yüksel alçak sesle "abla Erbuğ abi MI geçiriyor gelin" diyor.. bilincim giderek bulanıyor.. direnmeye çalışıyorum.. en korktuğum şey ölümün karşısında aciz bir adam gibi görünmek.. "şövalye gibi karşılamalıyım" diyorum kendi kendime.. "o nedenle bilincim açık olmalı!"
Süratle kardiyolojiye gidiliyor.. EKG çekiliyor.. tanı kesinleşiyor, Inferior+Sağ MI + AV tam blok.. Artık sorumluluk, Mehmet ve Mesut'ta.. çok yakından tanışmıyoruz ama uzaktan uzağa sempatimiz var karşılıklı (ya da ben öyle sanıyorum) "anjio'yu hazırlayın!" diyor Mesut birilerine, asansörle yukarı çıkıyoruz, Mehmet telefonda Demirtaş'a bilgi verdikten sonra stent firmasını arıyor "elinde ne kadar stent varsa 15 dakikada buraya istiyorum" diyor. Adam "20 dakikada gelirim" diyor herhalde ki.. Mehmet bağırıyor "15 dakika" diyor.. "15 dedim sana!"..
Anjio odasındayız, her iki kolumdan birden serum gidiyor.. bilincim şimdi daha iyi.. eğer şu ana kadar bir zaafiyet göstermediysem bundan sonra daha rahat direnirim diye düşünüyorum. Anjio odasının kapısı açık dışarıda kızım ve karımla birlikte 15-20 meslektaşım var..Mehmet bir seferde femoralden, kalbe itiyor kateteri.. sağ damar %99 tıkalı.. Mehmet ve Mesut dehşet heyecanlı.. yüzlerinden okuyabiliyorum.. geciktikçe kalp adalesi zarar görecek ,ama hoca gelmeden işleme başlarlarda bir aksilik olursa, sorumlu olacaklar.. "ben size güveniyorum çocuklar, bir şey olursa da kendinizi sorumlu tutmayın" diyorum. Demirtaş'ın sıkıştığı trafikten önündeki arabaları iterek kurtulup, 10 dakikada hastaneye yetişip, stent takılırken orada olacağını o sırada henüz bilmeden, Mehmet tıkalı damarı genişletmeye başlıyor 12! 13! diye bağırdığını duyuyorum.. "balon basıncı herhalde... dehşetli artıyor göğüs ağrım" TAMAM !" diyor Mehmet söndürülüyor balon.. ikisi birden yüzüme bakıyorlar.. gözlerinde mutluluğu görüyorum..bıraksalar kalkıp gideceğim masadan ne ağrı.. ne bulantı.. sanki ben değilim son yarım saati yaşayan..
Aterom plağının yırtılmasıyla stent arasında geçen süre neredeyse yarım saat
15 senedir emek verdiğim, bazan gece de üç kere acil hastaya geldiğim fakültem.. tam gerektiği anda ve gerektiği yerde bana borcunu ödedi...

Şimdi taburcu oluyorum... Zor ama çok mutlu 5 gün geçirdim..
Bana olan desteklerinizi anlatmaya türkçem yetmiyor..
Sabaha kadar koridorda bekleyen dostlarım... kapıdan gizlice bakıp ağlayan hemşireler, sekreterler... uçaklar kalkmazken İstanbuldan gelmeyi becerebilen arkadaşlarım.. Türkiyenin heryerinden, ama heryerinden durmaksızın arayan öğrencilerim..
İyiki hepiniz varsınız..
Dönüşümde gerçekten "YENİDEN ve SIFIRDAN" başlayacağım artık.. (Bkz yandaki foto..)

Resim
Kullanıcı avatarı

 #131582  gönderen venacavaaa
 14.07.2006 - 22:53:30
ANNEME KADIN DOĞUMCUYLA EVLİ OLDUĞUMU SÖYLEMEYİN,

O KARIMI EV HANIMI SANIYOR.



Karınız ne iş yapıyor? Mimar ya da ev hanımı mı? Günün birinde, birisi gelip de, mimar ya da ev hanımı kocası olmak nasıl bir şey diye sorsa, ne düşünürsünüz? Herhalde ilk düşündüğünüz böyle bir şeyi daha önce düşünmemiş olduğunuzdur.

Sonra kafanızda çeşitli senaryolar oluşturmaya çalışırsınız. Karınız farklı bir meslekten olsa, hayatınızda nelerin değişeceğini gözünüzün önüne getirirsiniz. Ama yanlış yoldasınızdır, çünkü meslekler kişiliğin belirleyici ve ayrılmaz unsurlarıdır. Karınızın mesleği farklı olsa, kişiliği de kaçınılmaz olarak bugünkünden farklı olacaktır, yani karınız aynı insan olmayacaktır. Ama doğal olarak siz aynı insana, farklı bir elbise giydirmeye uğraşmaktasınızdır. Oysa, bir mimarın dünyaya bakışı, bir gazeteciden, bir ev hanımının olayları değerlendirmesi, bir kadın polisten farklı olacaktır.

Benden kadın hastalıkları ve doğum uzmanı doktoru kocası olmakla ilgili bir yazı istediklerinde, önce bunları düşündüm. Buradan bir yere varamayacağımı anlayınca, karımın kadın doğumcu olmasının, hayatımızdaki belirleyici etkilerini bulmaya çalıştım.

Doğrusu, bu konuda biraz da şanslıydım. Çünkü tıp öğrenciliğinden başlayarak, uzun ve yorucu asistanlık yıllarından, uzmanlığa uzanan yolda, karımın yanındaydım. O nedenle şu andaki yaşamımızda ve karımın davranışlarında, eğitim yıllarında edinilen bilgi, beceri ve deneyimlerin nasıl etkili olduğunu görebiliyordum.

Doğum, çoğunlukla acil bir olaydı ve çabuk düşünmek gerekiyordu, kararsızlığa yer yoktu. Eğitimi sırasında bu becerisini geliştirebilen, iyi bir kadın doğumcu, yaşamda da çabuk ve kolay karar vermekte zorlanmıyordu. Sürekli yeni yaşamların doğuşuna yardımcı oldukları için, tıbbin diğer dallarıyla uğraşanlara göre, hayata daha iyimser bakıyorlardı. Sık ve yorucu nöbetler zorluklar karşısında kolay pes etmeme gücü kazandırıyordu. Hastalarıyla çok özel ilişkiler kuruyorlar, hastaları onları aileden biri gibi görüyordu. Hatta bazıları, sonraki doğumların da ilk hekimleri tarafından yaptırılması için, onların peşinden 1000 km’ye gitmeyi göze alıyorlardı. Bu da kadın doğumcuların özgüvenini arttırıyordu. Özgüvenlerinin gelişmesinde, kazançlarının fena olmamasının da önemli etkisi vardı. Diğer dallardaki meslektaşları bu durumu biraz da kıskançlıkla karşılıyorlardı. Öyle ya, onlarda aynı eğitim süreçlerinden geçmişlerdi, aynı şekilde çalışıp, yoruluyorlardı, o halde fark nereden doğuyordu? Aradaki farkı, eski bir İnka atasözü çok iyi özetliyordu: “Elbette ki bütün doktorlar eşittir, ama kadın doğumcular diğerlerinden daha eşittir.”


Doğal olarak, zor yönleri de vardır kadın doğumcu kocası olmanın. Her şeyden önce diğer kocalar gibi hayatınızı tek kadına göre değil, onlarca kadına göre ayarlamak zorundasınızdır. Eğer sizin için uygun olan tatil zamanıyla, Ayşe ya da Fatma hanımın doğumları çakışıyorsa, diretmek anlamsızdır, onların eşinizi ikna etme şansı sizden daha fazladır.

Kadın doğumcuyla evli erkekler için Murphy yasaları da en acımasız kurallarıyla geçerlidir. O gece eve ne kadar çok misafir çağırmışsanız, ya da gideceğiniz toplantı sizin için ne derece önemliyse, karınızın doğuma çağırılma riski de o derece yüksektir... Nedense hastalar, küçük kırmızı hapları nasıl alacaklarını, hep sizin çok yorgun olduğunuz geceler, saat ikiden sonra merak ederler. Eğer uyku sersemi, hapları nasıl alacaklarını siz tarif ederseniz, ertesi gün karınıza “kocanız biraz asabi galiba.” diye şikayet ederler. Aslında en zor olanı, en uygunsuz saatte arayan hastaların genel kültürlerini arttırmaya yönelik sorularıdır. “affedersiniz doktor hanım bana ilaç yazmıştı, acaba alsam bir zararı olur mu?” ya da “doktor hanım beni kontrole çağırmıştı, gelmem gerekir mi?” gibi... Bir de karınız evde yokken arayan UTW (Unidentified Talking Woman)’lar vardır. “Aloo kimsin” sorgulamasıyla başlayan konuşma, sizin “doktor hanımın begi” olmanızın anlaşılmasıyla, tahammülünüz ölçüsünde, hastalık yakınmalarının dile getirilmesiyle geliştikten sonra “doktor hanıma geçen sene doğurttuğunuz bebeğin annesi aradı diyin” açıklamasıyla sonlanır.

Mesleğe ait ortak yönlere rağmen, elbette her kadın doğumcu farklı bir kişiliğe sahiptir. Kadın doğumcu kocalarının da, çok farklı meslekte ve yapıda olmaları nedeniyle, standart, prototip bir kadın doğumcu ailesi tanımlanamaz. Yaşamdan hoşnutluk aileden, aileye değişir. Ben kendi hesabıma, şanslılar kategorisinden olduğumu düşünüyorum. Bilmiyorum erkeklerin yüzde kaçı evliliklerinin 25.yılında bile karısıyla yatağa girerken gece neler olacağının bilinmezliğinin heyecanını hisseder. Gece kimlerden telefon gelecektir, sabah kalktığında karısı yatağında uyuyor olacak mıdır kimse bilmez. Ama benim kesinlikle bildiğim bir şey var. Yeniden dünyaya gelseydim, aynısı olmak kaydıyla, hayatımı yine bir kadın doğumcuyla paylaşmak isterdim.